zeynepaybuke
- Reads 537
- Votes 145
- Parts 11
Bu ülkede zaman ilerlemez, sıkışır.
Saatler uzamaz; üstüne kapanır.
Ve herkes bilir ki her karar, geri dönüşü olmayan bir hamledir.
İnsanlar satranç tahtasındaki taşlar gibidir.
Çoğu piyon... sürülür, feda edilir, unutulur.
Ben de onlardan biriydim.
Ya da beni öyle sanmaları gerekiyordu.
Adım Ceylan Bozkurt.
Ve ben bu düzende hayatta kalmayı,
kimseye yaklaşmamayı öğrenerek başardım.
Ta ki onunla karşılaşana kadar.
O, benim durmam gereken yerdi.
Ben, onun geçmemesi gereken çizgi.
Aynı savaşın içindeydik ama karşı saflarda.
Birlikte anıldığımız her an felaketti.
Göz göze geldiğimizde hiçbir şey söylemezdi.
Ama bakışı...
İnsan zihnini çözmek için eğitilmiş bir silah gibiydi.
Ben plan yapardım, o okurdu.
Ben saklardım, o hissederdi.
Bu bir yakınlık değildi.
Bu bir çekim hiç değildi.
Bu, iki zıt kutbun istemeden aynı noktaya sürüklenmesiydi.
Onu sevmek bana öğretilmedi.
Ama ondan nefret etmek de kolay değildi.
Çünkü bazı düşmanlar vardır;
sana en çok zarar verebilecek olanlar,
seni en iyi anlayanlardır.
Ben düzeni yıkmak istiyorum.
O düzenin devamı için var.
Ben küllerden doğmayı seçtim.
O, ateşi kontrol edenlerden.
Beni durdurmak onun görevi.
Onu yok etmek benim kaderim.
Ve en tehlikeli gerçek şu:
Birbirimizi yok edebileceğimizi biliyoruz.
Ama gözlerimizi ayıramıyoruz.
Beni artık başka bir isimle çağırıyorlar:
Küllerin Leydisi.
Ama o beni ismimle çağırıyor.
Ve bu, kurşundan daha ağır.
Bu bir aşk hikâyesi değil.
Bu, iki kutbun çarpışması.
Yaklaşan her adımda dünyanın biraz daha yandığı bir savaş.
Ve sonunda biri kazanacak.
Ama kim kaybederse kaybetsin...
İkisi de sağ çıkmayacak.