Lia_Lethe
- Reads 1,125
- Votes 5
- Parts 2
"Aşkın ısıtamadığı kalpleri, nefretin koruyla yakmaya geldiler."
kendi kaderinden kaçarken, başkasının karanlığına sığınabilir mi insan? Ya da sığındığı o "kör" liman, aslında kendi felaketinin başladığı yerse?
Kaçmak, sadece fiziksel bir eylem değildir; bazen bir kadının parçalara ayrılmış hayatından geriye kalan enkazı, yeni bir başlangıç umuduyla sırtlanmasıdır.
Mehlika için bu kaçış, özgürlüğün eşiğindeyken çarptığı o masum canın toprağa düşmesiyle, hayatının en büyük yıkımına dönüştü.
Bir kaza, üç hayatı tek bir kör düğümde birleştirdi; üç nefes, aynı kaderin karanlık dehlizlerinde yankılanmaya başladı.
Mehlika, vicdanının ağırlığı altında ezilirken, asıl enkazın onu beklediği yere, öldürdüğü kadının geçmişine,savruldu.
Yekta Han Şahsuvar Hükümete başkaldıran, bir örgütün liderliğini yapan ve öfkesini zırh niyetine kuşanan bir adam. Mehlika'nın gözleri, Yekta için en büyük yasın ve en taze nefretin aynasıydı. O gözler, ona en kötü gününü, kaybettiği dünyayı hatırlatan tek gerçekti.
Yekta'nın dudaklarından dökülen her kelime, Mehlika'nın ruhuna atılan birer çentikti.
"Çiçek mi ektin? Ektiğin o bahçeleri yakarım. Salıncakta mı sallandın? O salıncağın ipini keserim. Birilerine bakıp gülümsedin mi? Gülümsediğin kişileri yok ederim. Nefes mi aldın Mehlika? Nefesinin kesilmesini sağlayan her şeyi yaparım... Sen benim nefesimi kestin; sen değil nefes almak, yaşadığını bile hissedemezsin. Çünkü artık bir ölüden farksızsın..."
Olaylar tamamen kurgudur hiçbir kurum ve kişilerle ilgisi yoktur.