stupidfish777
Her şey bir sırla filizlenmiş, bir ihanetle fidan olmuş, büyümüştü. O yaz günü tarih tekerrür etmişti. Sırların yazılı olduğu kitabın kapağı yeniden açıldı, fidan yeniden dallanıp budaklandı.
"Her insan anne karnında kendi şeytanı ve meleğiyle büyür. Ben, ikisini de aynı sessizliğe hapsettim."
Haziran güneşi, Sabah Yıldızı mahallesinin tozlu sokaklarını altın rengine boyarken; dondurma lekeleri, bisiklet yarışları ve bitmeyen kahkahalar arasında saklanıyordular. Açelya, beyazın saflığına inanmayacak kadar görmüş, siyahın karanlığına düşmeyecek kadar sevilmişti. O griydi.
Ancak bir haziran gecesi, neşeli düğün şarkılarının uğultusu bir telefon sesiyle kesildi. En yakın arkadaşının titreyen sesiyle yankılanan o tek cümle, hayatlarının rengini sonsuza dek değiştirdi: 'Yardım et.'
Soylu kolejlerin parlak ışıkları altında, zorbalığın ve ihanetin kanlı yüzüyle tanıştıklarında; çocukluklarının bittiği o yerde tek bir soru kaldı: Celladımızın önünde melek mi olacaktık, yoksa şeytanın ta kendisi mi?
Çünkü kan, en çok beyaz elbiselerde iz bırakır ve bazı yaralar, haziran güneşi ne kadar parlak olursa olsun asla iyileşmez