sislidefter
Geçmişinde bir kızı sevmişti.
Belki gerçekten vardı, belki sadece kırık bir hatıraydı.
Ama o, o kızı hiç bir zaman unutmadı.
Palyaço büyüdü.
Yüzüne boya sürdü. Gülmeyi öğrendi.
Ama kalbi hep kanadı.
Yıllar boyunca onu aradı.
Her kalabalıkta o yüzü seçmeye çalıştı.
Her kadında biraz onu aradı.
Hiçbirinde bulamadı.
Sonra bir kadın çıktı karşısına.
Kıvırcık saçlı, sessiz, gözlerinde fırtına taşıyan bir kadın.
Onu sevmediğini düşündü.
Çünkü kalbi hala geçmişteydi.
Yine de onunla yürüdü.
Ateşin içinden geçti.
Kan kokan gecelerdemomuz omuza kaldı.
Birbirlerine tutundular ama asla adını koymadılar.
İnsan bazen en çok yanında kalana kör olur.
Ve bir gece...
Gerçek tüm çıplaklığı ile karşısına dikildi.
Aradığı kadını buldu.
Ama bulduğu an...
Eli çoktan inmişti.
Bıçak çoktan saplanmıştı.
Gözlerinin içine baktığında gördüğü şey korku değildi.
Kırgınlıktı.
Ve geç kalınmış bir sevdaydı.
Şimdi sor kendine:
Birini araken kaç kişiyi kaybettin?
Ve asıl soru şu,
Gerçeği görmek için ne kadar kan dökülmeli?
Çünkü bazen en büyük trajedi şudur:
Sevdiğini öldüren şey nefret değil, körlüktür.