lavinyst2
Hayatım bir tarlaydı; ekilen tek şey keder, biçilen tek şey yalnızlıktı."
Hakkari'nin taşlı, ıssız bir köyünde, 24 yaşındaki Rojda, ailesinin dört duvar arasında hapsettiği, sesi duyulmayan bir gölgeydi. Ortaokulun son zili onun için özgürlüğün değil, bitmek bilmeyen ev işlerinin ve hor görülmenin başlangıcı oldu. Ailesinin gözünde o, okul kitaplarına değil, mutfak önlüğüne mahkûm bir hizmetçiydi. Kaderi, doğduğu topraklara sıkışıp kalmış, umutları küle dönmüştü.
Ta ki o güne kadar...
Köyün sakinliğini bozan, resmi kıyafetleri içindeki bir grup asker, kapı kapı dolaşıp sorular sormaya başladığında, Rojda'nın hayatının akışı geri dönülmez bir şekilde değişti. O an, bir askerin keskin, esmer gözleri, ailesinin sorgulandığı avluda, boynu bükük duran Rojda'ya takıldı.
Bu bakış, sadece bir karşılaşma değildi; ezilmiş bir ruhun duvarlarını yıkan, kalbine sakladığı tüm sırları açığa çıkarmaya hazırlanan bir kıvılcımdı. Asker, Rojda'nın çaresizliğinde bir masumiyet, Rojda ise onun varlığında adını bilmediği bir umudu görüyordu...