noaz55
- Reads 249
- Votes 133
- Parts 7
"Bazı vedalar, insanın ruhuna saplanan paslı bir bıçak gibidir. Benimki sadece bir veda değildi; beni o gece kendi ellerimle yaktılar."
Ben Beren. Ankara'nın o meşhur, insanın ciğerine işleyen ayazında hayalleri dondurulmuş bir kadınım. Sevdiğim adam, Savaş; uğrunda dünyaları yakabileceğimi bildiğim o tek kişi demir parmaklıkların ardında çürürken, ben şehrin en karanlık adamının, Selimhan Aslanbey'in parmakları arasına sıkışıp kaldım.
Bana, "Artık benimsin," dediler. Üzerime giydirdikleri o gelinlik, bir saflığın değil, bir ömürlük esaretin kefeniydi.
Şehrin en zengin, en acımasız ve en takıntılı adamı... Selimhan, ben onun krallığında gün be gün erirken, Savaş'ın hapis günlerinin eksilişini birer çentik gibi zihnime kazıdım. Kimse bilmiyordu; ben o altın kafesin içinde sadece bir kurban değildim. Ben, beni yakan o ateşi avuçlarında taşıyıp, celladıma ecel olacak o kadındım.
Savaş dışarı çıkacak. O çıktığında her şeyin değişeceğini biliyorum. Benden nefret edecek, belki de yüzüme bakmayacak. Ama bilmediği bir şey var: Ben onun için o cehenneme yalın ayak girdim.
Ankara, bu hikayeye şahit. Gri binalar, bitmek bilmeyen ayaz ve biz... Küllerimizden doğmaya çalışan iki yaralı ruh.
Bu bir masal değil; bu, bedeli ödenmiş bir savaşın, yıkılan hayallerin ve yeniden yazılan bir kaderin güncesi.
"Akşam olur karanlığa kalırsın, derin derin sevdalara dalırsın..."
Bizim hikayemiz, tam da o karanlığın başladığı yerde, sokağın köşesinde atılan bir oyun havasıyla bitti sanmışlardı. Oysa şimdi asıl oyun başlıyor.
Hazırsan başla, çünkü Beren'in dünyasında hiçbir şey tozpembe değil. Bizi yakanlara ecel olmaya gidiyoruz