akbabaozanfcz
Hakkında tek bir fısıltının bile her şeyi yakmaya yeteceği bir dünyada, aralarındaki mesafe sadece kilometrelerden ya da haritadaki çizgilerden ibaret değildi. Ozan ve Sinem'in arasında inatla örülmüş duvarlar, açılması yasak kapılar ve arkalarına bakmadan geçip gitmeleri gereken upuzun yollar vardı. Herkes onları sadece aynı projede yer alan iki insan sanıyordu; oysa kader, ikisinin de iradesini hiçe sayarak görünmez bir kementle çekiyordu onları aynı noktaya.
Ozan, bu tehlikeli coğrafyanın en yasak, en cazibeli meyvesiydi. Uzaktan bakıldığında kusursuzdu, etrafına keskin bir dokunulmazlık zırhı örmüş bir adamdı; ama o zırhın ardında, yasak olduğunu bildikçe daha çok hırslanan, ateşe yürüdüğünü fark ettiği halde durmak istemeyen bir adam yatıyordu. Sinem ise o büyük tufanın ortasında kalmış, parçaları ne birleştirilebilen ne de tamamen bir kenara atılabilen kırık bir aynaydı. Hayatın ve etraftaki herkesin elinde paramparça edilmişti ama Ozan'ın baktığı yerde kendini yeniden bütün hissediyordu; mesele de buydu zaten, en büyük tehlike de bu bütünleşme arzusuydu.
Sette, herkesin gözü önünde dönen o devasa çarkın içinde her şey kusursuz bir profesyonellik ile işliyor gibi görünürdü. Kameralar açıkken aralarındaki mesafe milimetrik bir dikkatle korunur, bakışlar tekinsiz sulara hiç taşınmaz, herkes ezberlediği rolü kusursuzca oynardı.
Ama asıl hikâye, "kestik" komutu gelip o devasa stüdyonun ışıkları karardığında, kalabalık yavaş yavaş dağıldığında başlıyordu. İşte o an, aralarındaki o dağlar yerle bir oluyor, duvarlar çatlıyor ve geriye sadece birbirlerinin nefesinde soluklanan iki insan kalıyordu. Yasak olmanın getirdiği o keskin korku, yerini karşı konulmaz bir çekime bırakıyordu; çünkü ne Ozan o meyveyi yemekten vazgeçebiliyor ne de Sinem o parçalanmış halini onarmak için başka bir kapı çalabiliyordu.
BA