Mmanikksercee
Esme için insan hayatı bir istatistik ya da görev tanımı değil, paha biçilemez bir değerdi. Kim olduğuna, nereden geldiğine ya da ne yaptığına bakmaksızın bir insanı yaşatmak, onun sadece mesleği değil, hayatındaki en sarsılmaz inancıydı.
Adil içinse vatan, her şeyin ve herkesin üzerindeydi. Bir yüzbaşı olarak, gerektiğinde ülkesini korumak için gözünü kırpmadan tetiğe basmaktan da kendi canını ortaya koymaktan da bir an bile çekinmezdi.
Taban tabana zıt bu iki insan, tüm keskin farklılıklarına rağmen, aralarındaki çekime engel olamadılar ve birbirlerine beklemedikleri bir hızla bağlandılar. Ancak Adil'in görevi yüzünden sürekli ertelenen buluşmalar, gecenin bir yarısı cevapsız kalan telefonlar ve her gün biraz daha belirsizleşen hayatı, Esme'nin kaçmaya çalıştığı o sert gerçeği en sonunda önüne koydu:
Adil, bir yerlerde insan öldürüyor olabilirdi.
Ve bir gün, o amansız görevlerden birinde toprağa düşen adam Adil'in kendisi de olabilirdi.
Yaşatmaya ant içmiş bir kadının kalbiyle mesleki vicdanı arasında sıkışıp kalması, aralarındaki o güçlü bağı parçalayarak ikisini kaçınılmaz bir ayrılığa sürükledi.
Aylar sonra kader, onları bu kez kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta, barut kokusunun ve insani krizin ortasındaki ortak bir görevde yeniden karşı karşıya getirdi.
Biri yıkıntılar arasında hayat kurtarmak için oradaydı.
Diğeri ise vatanı uğruna canını ortaya koymak için.
Ve geçen zaman ikisini de değiştirmiş olsa da, artık hiçbir şey birbirlerinden kolayca vazgeçebilecekleri kadar basit değildi.