-daffodil-
Fırtına dindiğinde geriye sadece nehrin yuttuğu yıkıntılar kalmamıştı; o enkazın altından, ödenmemiş hesapların ve daha derin yaraların gölgesinde yeniden doğmaya çalışan iki insan çıktı.
Görünen gerçeklerin ardına saklanan asıl sırlar gün yüzüne çıkarken, acının insanı nasıl yonttuğunu, en sert kışları bile nasıl bahara çevirebileceğini öğrenmenin vakti gelmişti.
Biri, geçmişin zehrinden arınıp kendi elleriyle kurduğu yeni bir hayata tutunmaya çalışan hırçın rüzgâr.
Diğeri, canından vazgeçecek kadar büyük bir sevgiyle o rüzgara liman olan sakin nehir.
Onlar bu yolda, sadece dışarıdaki düşmanlara karşı değil; insanın kendi kanına işlenmiş o seçemediği ailenin açtığı yaralarla ve sırtına yüklenen mirasla da sınandılar. Kimi zaman kan bağı denilen zincirlerin esiri oldular, kimi zaman da insanın kendi öz sevgisini bulabilmesi için önce en sevdiklerinden sınanması gerektiğini fark ettiler.
Peki, insanın kendi kaderini yeniden yazması, uğruna canını verebileceği bağların gücüyle mümkün müdür? Yoksa geçmişin kökleri, en güçlü aşkı bile söküp atmaya yeter mi?
Çünkü bazen asıl yolculuk, başkasına kavuşmak değil; insanın en karanlıkta kaldığı anda, kendi içinde kaybettiği o son parçayı bulmasıdır.