Varelya
"Hayat, başkalarının bestelediği sıkıcı bir senfoni olabilir şekerim; ama ben kendi tefimi alıp, en büyük 'hoppa'yı patlatmak için buradayım, anasını satayım!"
Narlı Bahçe Mahallesi... Adına bakıp da burayı huzurevi sanan varsa, henüz Elay ile tanışmamış demektir.
Ben Elay; okulun en arıza, ağzı en bozuk ama kalbi (neyse o kalsın şimdilik) en yerinde kızı! Babamın emaneti o siyah canavarı (Gece Kuşu) okulun önüne çekip, teypte Sezen ablamın *"Rakkas"*ını köklediğim an, mahallede ne sükunet kalır ne de akıl sağlığı.
Ama bir sorunumuz var: Onur.
O kıvırcık saçlı, kollarındaki dövmelerle "cool serseri" ayağına yatan, mahallenin gizli itfaiyecisi! Ben ne zaman bir neşe yangını çıkarsam, elinde bir kova soğuk suyla (ve o gıcık karizmasıyla) tepemde bitiyor. "Kapat şu müziği Elay," diyor. "Millet uyuyor Elay," diyor. Ayol kaptan, senin ruhun kurumuş, haberin yok!
Narlı Bahçe'de kurallar basittir:
Elay müziği açarsa, herkes oynayacak.
Onur kaşlarını çatarsa, Elay daha çok gıcık edecek.
Ve asla, ama asla... O siyah arabayı babam görmeden yerine park etmeyi unutmayacaksın!
Küfürbaz bir prenses, huysuz bir serseri ve bolca 'hoppa' sesi... Hazırsanız, Narlı Bahçe'nin altını üstüne getirmeye geliyoruz şekerim. Ne bakıyorsun hâlâ? Gir içeri de bir selam ver, anasını satayım!