shirasword
'Ama...' diye fısıldadım. Bu genç adamın 'o' olmasının mümkünatı yoktu.
Ben onu kaybedeli iki yıl oluyordu. Hayatta olmasının imkanı yoktu.
Çünkü 'toprağın altındaydı.'
Konuşmaya devam ediyordu, yüzünde anlamsız bir ifade vardı.Kafamın zonkladığını hissediyordum,karşımda dikiliyor olamazdı değil mi? O olamazdı?
'Sen' dedim. 'Senin gözlerin yeşil mi?'
'Ne?' dedi anlamadığını fark ettiğim bir edayla.
'Gözlerin' dedim ısrarcı ve sabırsız bir ses tonuyla. 'Yeşil renkli mi?'
'Evet ama bunun konumuzla ne alakası var. İki saattir sana konuşuyorum. İyi misin? Pek iyi gözükmüyorsun.İstersen bir hastaneye gidebiliriz?'
Duymuyordum,duyamıyordum.Kafam ihtimallerin şüphesinde feci şekilde zonklayıp duruyordu. 'Yeşilmiş' diye mırıldandım fısıldar gibi. 'Gözleri, yeşilmiş.'
Yanıma geldi, dermanı kalmayan bacaklarımın bir kez daha titrediğini hissettim.Yüzüme doğru eğildi ve gecenin karanlığında, deniz hırçınlıkla kayalıkları döverken ve gri bulutlar yağmur damlalarını daha fazla taşıyamazken, üzerimize akıtırken usul usul, gözlerime baktı:
'İyi değilsin.'
İşte o an, bir süredir konuşuyor olmasına rağmen sesini ilk kez fark ettim. O'ydu.
'Hayır' dedim içimden. 'Hayır, hayır, hayır!' Bu gerçek olamazdı değil mi? Öldüğünü bildiğim, cenazesine gittiğim, daha dün mezarını ziyaret ettiğim kişi burada karşımda duruyor olamazdı.Bir benzerlik,bir yanlışlık olmalıydı. İnsan insana benzerdi sonuçta.
'Sen, diye fısıldadım, sesim oldukça cılız bir şekilde çıkarken.
'Gerçek değilsin...'
Ve bunlar, tanıdık bir yabancının kollarına bayılıp düşmeden önce ona söylediğim son sözler oldu.
İşte, hikayemiz böyle başladı.