songulakcelikk
Işıltılı avizelerin altında, herkesin birbirine sahte gülümsediği o görkemli davette, kader iki yabancıyı hiç beklemedikleri bir anda karşı karşıya getirir.Davetin kalabalığından uzakta, elinde içkisiyle etrafı gözlemleyen Keskin, adının hakkını veren keskin zekası ve sarsılmaz duruşuyla oradadır. Hakan ve Nihal Kılıçhan'ın oğlu olarak her zaman kontrolü elinde tutmaya alışkındır. Ancak o kapıdan giren kızı gördüğünde, hayatında ilk kez kontrolün elinden kaydığını hisseder. O sadece güzel bir kadın değil, Keskin'in hayatındaki tüm boşlukları dolduracak o kayıp parçadır.Rüya, o gece sadece güzelliğiyle değil, etrafına yaydığı gizemli aurasıyla tüm bakışları üzerinde toplar. Üzerindeki kırmızı elbiseyle adeta yaklaşan bir fırtınanın habercisidir. Gözlerinde, ailesinin geçmişindeki kırıklıkların ve abisi Demir'in ihanetinin verdiği o hüzünlü ama dik duruş vardır. Karahan'ın o meşhur hatasını yakalamak için pusuda beklerken, kalbi henüz tanımadığı bir heyecanla çarpmaya başlar.Karahan'ın yaptığı o büyük pot, salonda bir anlık sessizlik yarattığında; Rüya ve Keskin'in bakışları kalabalığın ortasında birbirini bulur. İkisi de aynı şeyi görmüştür: Düşmanın zayıf anı. Ama o saniyede fark ettikleri tek şey intikam değildir. Keskin'in korumacı tavrı ile Rüya'nın zekası o bakışmada birleşir.
Keskin, Rüya'nın yanına yaklaşıp kulağına doğru eğilir ve sadece onun duyabileceği bir sesle fısıldar:
"Bu kurttlar sofrasında senin gibi bir ceylanın işi ne, Rüya Soyer?"
Rüya, hafif bir gülümsemeyle karşılık verir:
"Ben buraya av olmaya değil, avcıyı vurmaya geldim Keskin Kılıçhan."