ceinofficial
Sanat galerisi, sohbetlerin uğultusu ve kadehlerin tok sesleriyle doluydu. Yaklaşan ayak sesleri bana tanıdık bir koku taşıdı: vanilya ve sandal ağacının sıcak karışımı, hafif tütün notalarıyla Kaan'a özgü bir koku. Gözlerimi özlemle birkaç saniyeliğine kapattım, anılar zihnimde film şeridi gibi akarken, kalbim hafifçe hızlandı. Gözlerimi açtığımda, Kaan önümde duruyordu. Galerinin kalabalığı, bir an için tamamen silinmişti. Sanki zaman sadece ikimizin etrafında dönüyordu. "Biliyor musun," dedi Kaan, sesi fısıldar gibi ama her kelimesi ağır ve anlamlı, "Bu vazo... Kırık parçalarını bir araya getirdiğin o şaheser, senin ellerinden çıktı. Her çatlağı onardın ve ortaya gözle görülür bir masal çıkardın. Bizim masalımız gibi." Sesinin derinliği, gözlerindeki kararlılık beni içine çekti. "Biliyorum, kalbini ve güvenini kırdım. Ama ben hâlâ bize karşı büyük bir umut besliyorum. Bu vazoyu onardığın gibi, biz de kırılan her parçayı birlikte onarabiliriz. Gökçe... Senin için her şeyi yaparım. Bu zamana kadar da sadece seni korumaya çalıştım." Kalbim hızla atarken, nefesimi topladım ve karşılık verdim. "Boşanmamızı ailem için ertelediğimi biliyorsun. Her şey benim için fazlasıyla zor lütfen daha fazla zorlaştırma Kaan." deyip derin bir nefes aldım. Kaan tedirgin bir şekilde ellerime doğru uzandı. "Bekleyeceğim. Ne kadar sürerse sürsün, her kırık parçamızı birlikte onaracağız. Ve sana ait kalacağım, Gökçe... Senden asla vazgeçmeyeceğim." Acının tebessümü dudaklarıma yansırken, bakışlarımı birleşen ellerimizden onun gözlerine doğru çevirdim. "Çaban nafile. Artık her şey için çok geç. Sen... Beni kaybettin Kaan. Eskiden sana hissettiğim huzur, güven, umut... Kalbimde bir parçası bile kalmadı. Seni dünyadaki tüm duyguların en güçlüsüyle seven bir kadını kaybettin."