renia8765
- Reads 2,757
- Votes 857
- Parts 17
Adam sonunda sessizliği daha fazla taşıyamadı. Sesi, Midyat'ın taş duvarlarına çarpıp geri dönen sert bir yankı gibiydi:
"Ben senin gölgenle yaşamaya mecbur değilim," dedi. "Eğer bu evde kalacaksan, geçmişini kapının dışında bırakacaksın. Yoksa bu suskunluk ikimizi de yiyip bitirir."
Kız ilk kez başını kaldırdı. Gözlerinde korkudan çok yorgunluk vardı.
"Ben geçmişimi dışarıda bırakmadım ki," dedi kısık bir sesle. "Onu zaten benden aldılar."
Adamın yüzü gerildi. Bu cevap, beklediği bir teslimiyet değildi.
"Bana acıma hikâyeleri anlatma," diye sertçe karşılık verdi. "Ben de seçmedim bunu. Ama buradayım. Sen de buradasın. Ya bu hayatı yaşayacağız... ya da ikimiz de kendimizi tüketmeye devam edeceğiz."
Rüzgâr avludan geçerken kapıyı hafifçe salladı. Kız ayağa kalktı, ama adım atmadı.
"Yaşamak dediğin şey," dedi, "kalbin olmadığı yerde nefes almaksa... ben zaten onu yapıyorum."
Adam bir an sustu. Sertliği kırılmadı ama gözlerinde kısa bir tereddüt geçti.
Çünkü ilk defa, karşısındaki kadının suskunluğunun bir inat değil, bir kayıp olduğunu gerçekten anlamaya başlamıştı.