safir_isyan
Köstekli saatin tık tık sesleri karnavalın gürültüsüne karışırken gölgelerin arasından belirdi. Tiyatro maskesinin arkasındaki o alaycı mavi gözler, geceyi aydınlatan bir yangın gibi doğrudan üzerime kilitlenmişti.
"Geç kaldın Tavşan," dedi, sesinde neşeli ama tehlikeli bir tonla. "Harikalar Diyarı'nda zaman çabuk akar. Ve saat tam da senin avlanma vaktini gösteriyor."
Geri adım atmadım. Rüzgâr saçlarımı yüzüme savururken bakışlarımı bir an bile o tiyatro maskesinden ayırmadım. O, buranın kurallarını yazdığını sanan kurnaz bir tilkiydi; bense onun krallığına kendi isteğiyle giren tek avcı.
"Yanılıyorsun Tilki," dedim, sesimi buz gibi bir sakinliğe bürüyerek. "Ben buraya Alice gibi kaybolmaya gelmedim. Beyaz Tavşan'ı takip eden o kızı hatırla... En sonunda bütün o tahtı deviren kişiydi."
Üzerime doğru bir adım attı. Alev alev yanan o alaycı aura aramızdaki mesafeyi sıfırlarken hafifçe eğildi.
"Buranın kuralı basit güzelim," diye fısıldadı, nefesi şakayıma değerken. "Yakalarsam avımsın, kaçarsan oyun arkadaşım."
Dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldı. Silahın emniyetini kapatırken çıkan o metalik tık sesi, gecenin karanlığında tek kurşun gibi yankılandı.
"Peki ya seni o tavşan deliğine düşürüp," dedim gözlerinin içine bakarak, "kapıyı üzerimize kilitlersem?"
...
V U L P İ N
"Avcı da bir av, av da bir avcı..."