efsunluu
Işık Türkoğlu, namıdiğer Kartaca, hayatının en korkunç dönemlerinin mimarı olan düşmanının peşindedir. Onu bulmak için tek başına çıkamayacağı bir yola girer. Tam da bu sırada, Kartaca hakkında araştırma yapan Üsteğmen Tarık Karahan ile yolları kesişir. Biri geçmişinden kaçarken, diğeri onun geçmişinin peşindedir.
Distopya ve bilim kurgu unsurları taşıyan bu hikâyede; aşkın, zamanın ve verilmesi gereken zor seçimlerin insanı ne kadar ileri götürebileceğine tanık olacağız.
****
Dört beton duvarın içinde, basit bir çatının altındaydık. Bu gece, onun boynundan çıkıp bir yüzük misali benim gerdanımda yatan asker künyesiyle yine onun yanındaydım. Çıplak bedenlerimizi kaplayan ince örtü, duvarda asılı eski saatin çıkarttığı takırtı artık alıştığım şeylerdi.
Eli çıplak sırtımdan uzanarak, omuzlarımı sıvazlıyordu sakince. Elim onun göğsünde duruyor, tırnaklarım ile anlamsız desenler çiziyordum tenine. Siyah saçlarım bir mürekkep misali yastığa yayılmış, renksiz odadaki en canlı görüntüyü oluşturuyordu.
''Biliyorum.'' Tarık kuru bir ses tonu ile konuştuğunda yavaşça başımı onun göğsünden kaldırdım. Yüzüm yüzüne yakındı. Başını hafifçe yastıktan ayırıp bana döndürdü koyu ela gözlerini. Belimde duran elini yavaşça yüzüme kaldırdı ve yanağımı baş parmağı ile okşadı.
Sanki ben son defa görüyormuş gibi baktı yeşil gözlerime. ''Neyi?'' Gülümsedim ve başımı biraz omzuma yatırdım. Gözlerimin içi gülüyordu ona bakarken. ''Her şeyi gördüğünü.'' Ve o an, yüzüme neden o ifade ile baktığını anladım. Çünkü açığa çıkan bir sır, bin sırra değerdi.
***
Bu hikâye tamamen kurgusaldır ve distopya ile bilim kurgu unsurları içermektedir. Hikâyede yer alan kişi, kurum, devlet yapısı, olay ve uygulamalar gerçek kişi veya kurumlarla ilişkilendirilmemelidir.