shibaal_
yan yana iki apartmanda gözlerimizi açtık, aynı okulun koridorlarında koşturduk ve her akşam aynı masada yemeğimizi paylaştık. Benim için Jimin; çocukluğumun en parlak anısı, yan sıramdaki sarsılmaz desteğim ve her gece çekinmeden yastığımın yarısını bıraktığım o güvenli limandı. Bizim aramızda sınırlar yoktu; ya da ben o sabaha kadar öyle olduğunu sanıyordum.
Güneşin odaya sızdığı o Cumartesi sabahı, belime dolanan kolların sıcaklığı ve boynumdaki o huzurlu nefesle uyandığımda, ilk kez kalbimin ritminin değiştiğini hissettim. Göğüs kafesimin içinde binlerce kelebek aynı anda havalanırken, bu yeni ve yabancı hissin altında eziliyordum.
"- Nefes alamıyorum Jimin, şu ellerini gevşet biraz."
Hafifçe kıkırdayıp kollarını biraz gevşetti, o tanıdık, pudralı kokusu ruhuma sızdığında kulağıma doğru fısıldadı:
"- Nefes alabilirsin Minji... Ama bir yere gidemezsin."
O an anladım; o güvenli liman artık fırtınalı bir denize dönüşmüştü. Ben daha yeni uyanan duygularımla savaşırken, Jimin'in okyanuslar kadar derin aşkında çoktan boğulduğumdan tamamen habersizdim. Meğer biz çoktan arkadaşlıktan öteye geçmişiz de, ben sadece gözlerimi açmak için bu sabahı beklemişim.