Hatyja_Ahmedova
- Reads 4,977
- Votes 171
- Parts 15
Onun o karanlık ve acımasız dünyasında, ruhun etten daha hızlı kırıldığını anlamak sadece yedi günümü almıştı. İşkencenin en büyük yalanı, insanı tamamen uyuşturduğunu iddia etmesidir; oysa acı uyuşturmaz, aksine insanı kendisinin en çıplak, en savunmasız haliyle yüzleştirir. Kırılan kemikler, yanan deri ve keçeleşen saçlar sadece fiziksel bir enkazın değil, iradenin etrafına örülen o parmaklıkların somut birer kanıtıydı. Bir insanın mahvolabileceğini izlemek, bir cellat için zafer, kurban içinse kendi küllerinden bile doğamayacağı bir yangının başlangıcıydı. Ve bu hikaye, o yangının tam ortasında, teslimiyetle nefretin birbirine karıştığı o ince çizgide başlıyordu.
***
"Şu renklere bak," diye fısıldadı, sesi neredeyse hayranlık doluydu. "Tenindeki bu tabloyu ben çizdim Mia. Babanın günahlarını senin tenine nakşettim."
Eğildi, dudakları omuz başıma o kadar yakındı ki sıcak nefesi açık yaralarımı sızlattı. Parmaklarını bir fırça gibi izlerin üzerinde sertçe gezdirdiğinde acıyla irkildim. Diğer elini belime yerleştirip beni kendine doğru çekti, bedenim onun sert göğsüne yaslandığında nefesim kesildi.
"Ama bu izler eskimeye başlamış," dedi sesi zehir gibi kulaklarıma dolarken. Parmak tırnaklarını hafifçe geçirerek aşağıya, kalçama doğru indirdi. "Sana yenilerini açmalıyım. Belki de tam burada, tam şimdi."