btl3zr
- Reads 426
- Votes 132
- Parts 9
"İnsanın kendi gölgesinden bile saklanmak istemesi ne garip bir his; sanki nereye gidersen git, o ağır yük arkandan sürükleniyor ve her adımda sana kim olduğunu hatırlatıyor. Hayat bir şekilde akıp gidiyor sanıyorsun; sokaklar aynı kalıyor, insanlar aynı hızla koşturuyor, sabahları güneş yine o tanıdık pencereden içeri süzülüyor. Ama senin içinde bir şeyler çoktan kırılmış, dökülmüş ve geriye sadece o derin, yankılı bir sessizlik kalmış oluyor.
En kötüsü de ne biliyor musun? İçinde kopan fırtınaları kimseye anlatamamak, anlatsan bile kelimelerin o acının ağırlığı altında ezilip paramparça olması. İnsan bazen en çok kendi sesine yabancılaşıyor. Aynaya baktığında gördüğün yüzün kime ait olduğunu sorguluyorsun; çünkü o eski, neşeli, dünyayı kurtarabilecekmiş gibi bakan o insan gitmiş, yerine yalnızca yaralarını saklamaya çalışan yorgun bir gölge kalmış.
Bu kitap; tam da o kimsesiz hissettiğin, etrafındaki onca kalabalığa rağmen yapayalnız kaldığın, gecenin en karanlık saatinde tavana bakıp 'Buraya nasıl geldim?' diye sorduğun anların hikayesi. Ne dışarıdan bakıldığında görünen o sert kabuğun bir önemi var artık ne de bugüne kadar sakladığın sırların. Burada sadece kanayan o gerçekler, geç kalmışlıkların getirdiği o sızlatıcı pişmanlık ve zamanın bir türlü iyileştiremediği o derin boşluk var.
Eğer sen de bir yerlerde kalbinin hızla attığı ama sesini kimsenin duymadığı o hisle baş başa kaldıysan, sayfaları çevir. Belki de aradığın cevaplar değil, yalnız olmadığını fısıldayan o tanıdık hisstir."