Miss_denizz
"Sarayda değil yüzünü, gözlerini bile kimseye gösterme. Anneni bu sarayda herkes tanıyordu... Gözlerini herkesten saklamalısın."
Eleanor, zihninde taşıdığı yasaklı ve kontrolsüz güçle, gözlerden uzak bir kulübede büyümüş bir kaçaktı. Zihninin derinliklerinde yankılanan yabancı sesler ve kökeni geçmişe uzanan kanlı sırlarla yaşamak onun için bir seçim değil, bir zorunluluktu. Geçmişin hesabını sormak ve annesinin yarım kalan intikamını tamamlamak için saray surlarından içeri adım attığında, yanında sadece kılıcını onun için bileleyen kardeşi Augustus ve babasının o son uyarısı vardı: Asla görünmemek.
Ancak krallığın görkemli salonları, göründüğü kadar büyüleyici değildi. Altın kaplamalı duvarların arkasında zihinlerde fısıldayan kirli sırlar, entrikalar ve her köşeyi bir sarmaşık gibi saran tehlikeli arzular saklıydı. Şövalyelerin sadakati sınanırken, Prens Mattias'ın karanlık bakışları ve saray mensuplarının doymaz açlığı Eleanor'un etrafındaki çemberi her saniye daha da daraltıyordu.
Eleanor, yüzünü örten o koyu tülün arkasında hem zihnindeki fırtınayı bastırmak hem de gerçek kimliğini gizlemek zorunda. Fakat bir telepat için, yüzlerce insanın kirli düşünceleriyle dolu bir sarayda akıl sağlığını korumak, hayatta kalmaktan çok daha zordur.
Tülünün ucu her havalandığında, bir muhafızın şüphe dolu bakışıyla her karşılaştığında ölümle burun buruna gelen Eleanor, bu cehennemden sağ çıkabilecek mi? Yoksa o tülün kalktığı an, sadece kendi sonunu değil, tüm krallığı yerle bir edecek o karanlık gücün uyanışını mı getirecek?
"Bazı sırları saklamak cesaret ister. Bazı yüzleri görmek ise ölüm getirir."