cekemeselerde
"İnsan en çok, yanında var olanı değil; giderken arkasında bıraktığı parçasıyla yaşayamadığını anladığında üşür."
Yıllar önce gururun ve söylenmemiş kelimelerin kurbanı olan iki hayat... Ahmet Emre ve Alperen, yolları tamamen ayrıldıktan sonra kaderin onlara oynadığı acı bir oyunla, dış dünyayla tüm bağın koptuğu izole bir dağ evinde, dondurucu bir kar fırtınasının ortasında mahsur kalırlar.
Dışarıda göz gözü görmeyen fırtına, içeride ise yıllardır susturulan o devasa sessizlikle yarışmaktadır. Isınmaya çalışan bedenler değil, yılların ayazında donmuş ruhlardır. Kalın duvarlar yavaşça çatlarken, ikisi de aynı acı gerçekle yüzleşmek zorunda kalır: Bazı yaralar kapanmaz, bazı vedalar sadece birer ertelemedir.
Seslerin tükendiği, gözyaşlarının havada asılı kaldığı bu yerde; fırtına dindiğinde geriye ne kalacaktır? Yeni bir vuslat mı, yoksa hiç bitmeyen o hüzünlü hasret türküsü mü?
"Seni unutmak için yaşadım o kadar yılı... Ama başaramadım."