unf1ckw1t4bl3
Kan.
Küçük Nora, savaşın ortasında yapayalnız kalmıştı. Dizlerinin üstüne çöktü; gözyaşları toprağa karıştı. Etrafında çığlıklar, kılıçların metalik çarpışmaları ve yanık etin ağır kokusu vardı. İnsanlar, insanlıktan sıyrılmıştı. Gözlerinde merhametin yerini alan bir boşlukla birbirlerini öldürüyorlardı. Nora henüz yedi yaşındaydı. Hayatının ilk savaşıydı bu. Büyüklerin fısıltıları hâlâ kulağındaydı: "Yaklaşıyorlar..." Ama yaklaşan kimdi? Neydi?
Cevabı bilmeden, kendini kâbusun içinde bulmuştu.
"NORA!"
"NORA!"
Bir el omzuna dokundu, sarsılarak geriye düştü. Eva'ydı bu. Dokuz yaşındaki Eva, sanki her şeyi önceden biliyormuşçasına dimdik ve soğukkanlıydı. Gözlerinde, yaşına ait olmayan bir karanlık vardı.
"Tut elimi. Hemen!"
Nora düşünmeden uzandı. Eva'nın eli sıcaktı, ama sıkıca kavradığında sadece sıcaklık değil, korku da aktı içine. Birlikte koştular. Arkalarında kan, çığlık ve duman bırakarak. Arkalarına bakmadılar. Çünkü bakmak, gördükleri her şeyin gerçek olduğunu kabul etmekti.
Uzaklaştılar.
Bir tepenin ardına sığındıklarında, Eva konuştu. Nefesleri hâlâ düzensizdi.
"Buraya gelecekti..." dedi sessizce. Sanki kendi inancına tutunmaya çalışıyordu.
Ve sonra, seslendi:
"Andre..."
"Andre!"
Yalnızlık yankılandı onlara cevap olarak. Rüzgâr dışında hiçbir şey kıpırdamıyordu. Tekrar çağırdılar. Umutsuzca.
Andre, o gece gelmedi.
Gelenler vardı: Conall'in gölgesine bürünmüş hâli, Tegwen'in titreyen omuzları, ve Elja'nın sessizliğiyle annelik eden bakışları...
Ama Andre yoktu.
Ve yokluk, geceyi daha da karanlık kıldı.