bilinmezbelki
Esen KANDEMİR:
Yağmurun altında yürüyordu kız. Her düşen yağmur tanesiyle biraz daha huzur buluyordu içi. Issızdığı yürüdüğü sokak. Tıpkı ruhu gibi.
Yere eğilmiş olan kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı. Yağmuru seviyordu. Çünkü onun için yağmur ölüm temizliğiydi. O da ölmüş ve yağmurla temizlenmeye ihtiyaç duyuyordu.
O Esen KANDEMİR'di. Soyadı gibi hem kanlı hem de demir gibi sağlamdı. O karanlığın kızı değil, hiçsizliğin kızıydı. O Esen KANDEMİR'di. O hiçsizliğin ta kendisiydi.
Tan SOYER:
Ofisinde yatmış bedenini dinlendiriyordu. Ruhu ölmüştü ama bedeni yorgun ve bitkindi. Gözlerini kapatmış karanlığın sessizliğini dinliyordu. Kolundaki yaradan dolayı sızı bedenine işliyor ancak bu adama etki etmiyordu. Çünkü o Tan SOYER'di. Acıların adamı.
Gece gibi kara olan ruhu ile hayatı tam bir uyum içerisindeydi. Karanlıkların prensi, gecelerin efendisi Tan SOYER.
Hissiz bir orospu çocuğunun tekiydi insanlara göre ama aslında Tan bu tanıma hiç uymuyordu. Karanlıktı ama içinde bir yerde sıkışmış bir aydınlık vardı. Aydınlığı karanlığa çeviren acımasız adam Tan SOYER'di o.
Şimdi siz de karanlıkla hiçsizliğin hikayesini okumaya hazır mısınız?
O zaman başlayalım.