heppapatya
SİYAKATİN GÖLGESİ
Dünya üzerinde yedi dil bilmek, yedi farklı ruh taşımak demekti. Karan Araslızadeoğulları için bu, yedi farklı maske, binlerce emir ve milyonlarca doların lisanıydı. Ancak tarihin tozlu raflarından sızan o tek bir kağıt parçası, yedi dilin hepsini tek bir saniyede dilsiz bırakmıştı.
Arşivin derinliklerinde, mürekkebin kağıtla değil, kanla yoğrulduğu o anlarda saklıydı her şey.
"Bazı sırlar," diye fısıldadı Alara, titreyen parmakları bin yıllık bir vasiyetin üzerinde gezinirken. "Konuşulmak için değil, sadece hissedilmek için yazılır. Bu bir metin değil Karan Bey, bu bir infaz."
Karan, 2.05'lik heybetiyle o küçük arşiv odasının tavanını delip geçecekmiş gibi duruyordu. Gölgesi, masanın başında duran 1.65'lik narin kızın üzerine düştüğünde, sanki bir imparatorluk bir serçenin kanatlarına sığınmıştı. Alara, elindeki büyüteci bir kılıç gibi kullanarak Karan'ın yedi dilde hükmettiği dünyasını tek bir harf eğimiyle sarsıyordu.
"Ben yedi dil biliyorum Alara," dedi Karan, sesi yerin altından gelen kadim bir uğultu gibiydi. "Ama dedemin bu kağıda sakladığı o 'borç' kelimesini hiçbir dilde ödeyemiyorum."
Dışarıda İstanbul fırtınayla boğuşurken, içeride çok daha büyük bir tufan kopuyordu. 40 kiloluk bir genç kız, elindeki o sararmış defterle, dünyanın en zengin adamının infaz hükmünü okumak üzereydi.
İnfaz defteri açılmıştı.
Mürekkep taze, yalanlar eski, intikam ise yedi dilde bile tarifi olmayan o tek bir duyguda gizliydi.
"Seni kurtarmak için mi seçtim, yoksa mahvetmek için mi bilmiyorum," dedi Karan, Alara'nın narin bileğini devasa avcuyla kavrayarak. "Ama bu defter kapandığında, ya ikimiz de özgür olacağız ya da bu kağıtların altında birlikte can vereceğiz."
Şimdi, sessizlik en büyük itiraftı. Ve Alara, o sessizliği bozmaya hazırdı.