allrosesrloya
Tarih, zaferleri hatırlar.
Ama zaferlerin ardında hangi bedellerin ödendiğini nadiren anlatır. Krallar tahta çıktıklarında halk, onları güç ve kudretin simgesi olarak görür. Oysa her taç altınla değil; fedakârlık, korku ve sırlarla örülür. Bazı sırlar ise yalnızca bir hanedanı değil. Bütün bir imparatorluğu yıkabilecek kadar eskidir.
Milas İmparatorluğu'nun kökleri, unutulmuş efsanelerin ve yasaklanmış büyülerin gölgesinde yükselmiştir. Kraliyet soyunun derinliklerinde yalnızca savaş zamanlarında fısıltıyla anılan bir güç saklıdır. Antik çağlardan kalma, doğanın öfkesini taşıyan dev yaratıklar. Onları çağırabilen kişi, savaş meydanında yenilmez olur. Fakat bu güç, hiçbir zaman bir armağan olmamıştır.
Kral Atay, savaş meydanından zaferle döndüğünde halk onu bir kahraman olarak karşılayacaktır. Fakat Atay için savaş henüz bitmemiştir. Kayıplar, yas ve intikam arzusu, onu imparatorluğun en karanlık sırlarına doğru sürükleyecektir. Gücün bedelini bildiği hâlde, geçmişin lanetini yeniden uyandırmaya kararlıdır. Ancak her lanetin bir anahtarı vardır.
Fakat kader, insanın planlarını nadiren dikkate alır. Gerçekler açığa çıktığında, ihanet ile sevgi, görev ile vicdan ve güç ile fedakârlık arasındaki çizgi silinmeye başlayacaktır. Çünkü bazı sırlar öğrenildiğinde, onları bilmemek artık mümkün değildir.
Ve bazı aşklar, doğdukları anda felaketlerini de beraberinde getirir.