hayalbazist
Umay Ana "Bak aşağıya Tomiris... Gördüğün uçsuz buçaksız karanlık, sadece toprak değil; o, senin henüz atılmamış çığlığın, henüz akıtılmamış terin ve henüz kurulmamış tahtındır. Göğün hafifliği seni yanıltmasın, gerçek ağırlık aşağıda, o dilsiz bozkırın bağrında saklı."
"Neden Ecem? Yıldızların şarkısını dinlemek, güneşin saçlarını taramak varken; neden ayaklarım o soğuk ve sert toprağa mühürlenmek zorunda? Gökyüzünde bir nefes gibiyim..."
Umay Ana, Şefkatle kızının saçlarını okşarken, parmak uçlarından küçük ışık hüzmeleri döküldü.
"Çünkü gökyüzü sadece izler, Tomiris. Oysa yeryüzü hisseder. Gökte parlayabilirsin ama yerde yanabilirsin. Yanmadan, kül olmadan ve o küllerden yeniden doğmadan 'hükümdar' olamazsın. Ben seni göğün prensesi olarak doğurdum ki, yerin acısını yukarıdan gelen bir bilgelikle dindiresin."
Tomiris, "Peki ya gökyüzünü özlersem? Kanatlarımın yerini ağır kaftanlar, tacımın yerini savaş miğferleri aldığında..."
"O zaman başını yukarı kaldır. Ben her dolunayda sana bakıyor olacağım. Unutma; kökü derinde olmayan ağacın dalları göğe uzanamaz. Sen yerin hükümdarı olduğunda, göğün yerdeki hükmü olacaksın. Şimdi söyle, tozlu bozkırın sızısını kalbinde hissetmeye hazır mısın?"
Tomiris, annesinin elini bıraktı ve ilk kez aşağıya, fırtınaların koptuğu o vahşi dünyaya baktı. Gözlerindeki yıldız parıltısı, yerini çelik gibi soğuk bir kararlılığa bırakmıştı.
"Hazırım," dedi sesi titreyerek ama gururla.
"Eğer toprak kan istiyorsa damarımdakini, adalet istiyorsa ruhumdakini vermeye gidiyorum."
Bozkırın kalbinde, göğün direği sayılan Ötüken'in en yüksek zirvesinde, rüzgâr bile nefesini tutmuştu.