ilaydaK14
- Reads 5,463
- Votes 2,204
- Parts 40
"Sarhoşsun," dedi, sesi bir tık daha alçak ve yakındı şimdi.
"Değilim!" diye bağırdım, ama hemen ardından hıçkırdım. "Sadece... dünya biraz fazla hızlı dönüyor bugün. Hem sen cevap ver. Peşimdesin değil mi? İtiraf et. Savcıyı izlemek zevkli mi geliyor sana? Bak, elimde kelepçe var... yani odamda var... yani hayır, çantamda..."
"Bin şuraya Afra. Yoksa zor kullanmak zorunda kalacağım ve emin ol bu sefer o kelepçeyi ben takarım," diye fısıldadı kulağıma doğru.
"Sen..." dedim, başımı koltuğun arkasına yaslayıp ona yan bir bakış fırlatarak. Sesim hala alkolün etkisiyle biraz yayılıyordu. "Sen bana kelepçe falan takamazsın. Senin kelepçen bile yok... Sen kimsin ki? Savcıyım ben, savcı!"
Uygar, araba hareket ederken bana doğru hafifçe döndü. O karanlık, tehlikeli gözleri üzerimde gezindi. Yüzünde, ne zaman ne yapacağı belli olmayan o adamın ürpertici ifadesi vardı.
"Ayrıca..." dedim, elimle karnımı tutup yüzümü buruşturarak. "Beni öyle baş aşağı taşıdığın için midem altüst oldu. Her şey senin suçun! Midemi mahvettin!"
Uygar, o ciddiyetiyle bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe bir anda tehlikeli bir boyuta indiğinde, sesindeki o tehditkar, derinden gelen tonu duydum:
"Taktığımda görürsün Savcım," dedi, nefesi tenimi yakarken. "Kelepçem var mıymış, yok muymuş... O zaman anlarsın."
Zihnim o an alkolün yarattığı o bulanık boşlukta bir bağlantı kurdu. O ses tonu, o bakışlar ve kelepçe kelimesi... Bir anda gözlerim faltaşı gibi açıldı. Hiç düşünmeden, o anki sarhoş cesaretiyle bağırdım:
"Sapık!"