wastedbrother
- Reads 789
- Votes 143
- Parts 17
Günün sonunda yine başladığımız yere dönmüştük. O bir kaldırım kenarında otururken ben yine tam yamacına çökmüş, yeri izliyordum.
"Biliyor musun," dedi rastgele bir konuya dalacağını belli ederek. Kafamı çevirip yüzüne baktığımda gözleri gözlerimi bekliyormuş gibi yine o parıltıyı gördüm. "Neyi?" Diye sordum kısık sesimle.
"Bir süre sonra bana sorduğun her sorunun yanıtı sendin." Anlamsızca ona baktığımda bakışlarını benden kaçırıp önüne baktı. "Bir keresinde sevdiğinin gözlerini nasıl anlatırdın diye sormuştun bana, uzun uzun anlattığımda aklımda yalnızca senin gözlerin vardı. Nedenini hiç bilmiyordum ya da sorgulamak o aralar işime gelmiyordu. Bir defasında en sevdiğim rengi sordun. Düşünmeden yine gözlerin geldi aklıma ve kahverengi deyiverdim. Bana ne dediğini hatırlıyor musun?" Sonlara doğru başını bana çevirip merakla baktığında yutkundum. Söylediği sözler çok aniydi. Fazla beklenmedik ve... Ve fazla dürüst.
"Hatırlamıyorum." Dedim bende birkaç dakikanın ardından sessizlikten rahatsız olarak. Yanından kalkıp gidecekken bileğimden tutmasıyla tekrar yanına oturdum. Sinirli bir şekilde ona bakarken o yüzümün her yanını inceliyordu.
"Bana demiştin ki kahverenginin nesini seviyorsun, dümdüz renk işte. Ve bende sana dedim ki..."
"Kahverenginin de derin anlamları varmış, yeni yeni idrak edebildim." Diye cümlesini tamamladığımda yüzünde bir şeylerin aydınlandığını hissettim. Bakışlarımı ondan kaçırdığımda devam ettim. "Toprağın en derin kaybını taşır gibi bir havası var bu rengin, bir hüznü, derinlere gömdüğü bir yarası var gibi bir renk, bakarken kaybolup toprağına gömülmek istediğim. Belki bir yudum içsem 40 yıl hatrı kalsın diye secdeye kapanacağım kadar..." Devamını getiremedim. Yutkunduğumda boğazımdan ciğerime kadar titrediğimi hissettim.
"Güzel." Diye tamamladı cümlemi. "Öyles