🌸pamuk şekerim
5 stories
MÛTENÂ (Tek Bölümlük Hikaye) by Buklelisatirlar
Buklelisatirlar
  • WpView
    Reads 13,920
  • WpVote
    Votes 893
  • WpPart
    Parts 2
TAMAMLANDI! "Kurşun şimdi kalbime santim kala durdu. Öldürmedi, hatta ilk kez yaşattı."
ÖLÜMCÜL ZAAF by NazlSmiler
NazlSmiler
  • WpView
    Reads 624,234
  • WpVote
    Votes 25,175
  • WpPart
    Parts 23
"Kardeşlerine dokunmalarına izin vermeyeceğim, Ayperi." Genç kızın gözlerinde parlayan umut ışığıyla kalbi sıkıştı Atahan'ın. Az sonra söyleyeceklerinden sonra meftun olduğu gözlerdeki umudun yavaş yavaş solmasını izlemeye yüreği el vermiyordu. Daha söylemediklerinin ağırlığıyla gücü azalmıştı. Geniş sırtını kıza çevirip derin bir nefes çekti içine. "Tek bir şartla!" "Ne isterseniz yaparım Atahan bey. Yeter ki beni kardeşlerimden ayırmalarına izin vermeyin." Dedi titreyen sesiyle. Hırpalanmaktan yırtılan elbisesi ve yara bere içinde olan bedenine rağmen iki kardeşine de sıkı sıkı sarıldı. Her ikisi de az önce yaşadıkları saldırıyla sus pus olmuşlardı. Kardeşlerinin gözlerinde gördüğü korkuyla içi yandı. Onları zalim amcalarından korumak istercesine sıkı sıkı sinesine bastırdı. Dış kapının daha sert yumruklanmasıyla korkuyla kardeşlerine daha çok sarıldı. Amcalarının bağırış seslerini duymamak için kulaklarını kapatmak istiyordu Ayperi. Hıçkırık sesleri Atahan'ın kulağına gelirken hissettiği vicdan azabıyla gözleri doldu. Avucunu yumruk yapıp ısırdı tüm hırsını çıkarırcasına. "Karım olmanı istiyorum!" Ortama bomba etkisi yaratan sözlerle her ikisi de sarsıldı. Bu sefer odada ikisinin sert soluk sesleri yankılanıyordu. Ayperi şaşkındı, Atahan ise darmadumandı. Çaresiz bir kızı sırf duygularını tatmin etmek için kendine mecbur bırakmıştı. Yaptığının adice olduğunu biliyordu ama ilk kez yüreğine yerleşen bu aşkı, kaybetmek istemeyecek kadar bencil bir adamdı. Burnunu dikleştirerek devam etti sözlerine, "Eğer benimle evlenmeyi kabul edersen amcalarının Kars'ın sınırlarından girmelerine bile izin vermem."
YARALASAR(Kitap Oldu) by Maral_Atmc6
Maral_Atmc6
  • WpView
    Reads 17,412,491
  • WpVote
    Votes 695,779
  • WpPart
    Parts 56
"Soyun!" "Ne?" Yaşlı adam oturduğu masada kaşlarını çatmıştı ki yanındaki kadın tebessüm ederek bana döndü. "Sadece hırkanı çıkar ve bize sol kolunu göster." Tedirginlik içinde onlara baktığımda uzun bir masada oturan toplam on kişi görmüştüm. Ben kapıya yakın bir yerde duruyordum ve yanımda benimle aynı yaşta olan altı çocuk daha vardı. Sağımdaki kızın sol kolundaki yarasa damgasını gördüğümde sertçe yutkundum. Aynı damgadan benimde kolumda vardı. "Neyi bekliyorsun?" Bu soğuk ses yaşlı adamın sağ tarafında oturan kişiden gelmişti. Başını önündeki dosyadan hiç kaldırmadığı için yüzünü iyi göremiyorum. Hırkamı çıkardığımda benimle aynı hizada duran çocuklar koluma baktı. "Sende Yarasalardan birisin." Yaşlı adamın sesi huzursuz çıkmıştı. "Nasıl damgalandığını hatırlıyor musun?" Yine o adam konuşmuştu ve hâlâ başı önündeki dosyadaydı. İyi hatırlıyordum. "Hayır." Onlara güvenmiyorum. Cevabım ile kalem tutan eli hareketsiz kalmış fakat başını kaldırmamıştı. "Artık bizi neden buraya getirdiğinizi açıklayacak mısınız?" Yanımdaki çocuklardan biri konuşmuştu. Yaşlı adam sıkıntıyla bir nefes alarak bizlere baktı. "Aslında hepiniz aynı çocuk yurdunda bir zamanlar kaldınız. Peşinde olduğumuz biri var ve o yurttaki otuz çocuğu damgaladı. Şimdi yeniden ortaya çıktı ve Yarasaları bulup hepsini öldürüyor." Sanırım Yarasalar biz oluyorduk. "Bizimle işbirliği yapmak zorundasınız, tabii yaşamak istiyorsanız?" Masadakilere döndü. "Herkes kendi eğiteceği çocuğu seçsin. Unutmayın seçeceğiniz çaylaktan siz sorumlusunuz." Burada neler olduğunu anlamıyorum. Masadakiler bizi incelerken o başını hiç kaldırmayan adamın sesini duydum. "Gözlüklü kızı ben eğiteceğim." Burada gözlük takan sadece bendim.
Yara Bandı Fabrikaları by alzheimeryazar
alzheimeryazar
  • WpView
    Reads 55,153
  • WpVote
    Votes 5,993
  • WpPart
    Parts 27
Tekrar o adama baktığımda olduğu yerde dikildiğini görmek merak uyandırmıştı. "Cehennem olun hepiniz! Gereksiz yara bantlarına, bu boktan yara bandı fabrikası açanların ağzına tüküreyim ben! Anasını sattığımın yara bantları!" Diyerek bağırmaya başlaması ile irkilmeden edememiştim. Açıkçası çok şaşırmıştım. Neden böyle söylüyor ki? "Hiçbir bokuma da yaramıyorsunuz! Küçük bez parçaları sizi! Bir kartonun içindeki, bir deste bez parçasından başka farkınız yok ulan!" "Ya bu yaralarımı kapatın, ya da yara bandı fabrikalarını!" Sesini daha da yükselttiğinde gözlerim sanki mümkünmüş gibi biraz daha büyümüştü. Deli olabilir miydi acaba? Peki ben neden buradaydım hâlâ? Aniden gözlerini çevrede dolaştırmaya başlamasıyla, göz göze gelmemiz ile irkilmeden edemdim. Yüzünü göremiyordum çünkü yüzünü bir şeyle sarmıştı ve sadece gözleri gözüküyordu. Bu... Çok tuhaf bir görüntüydü. Elimde olmadan bir adım geriye gittiğimde kaşları çatılmıştı. Sanırım herkesin gittiğini düşünüyordu. "Hah, sen de aptal yara bandı paketleyicisi misin yoksa?" Başını olumsuz anlamda salladı ve arkasını dönerek uzaklaşmaya başladı. Ne yani buraya geliyor ve yara bantlarına bağırıp çağırdıktan sonra gidiyor muydu? • • • Yayımlanma tarihi: 07.10.2020 Bitiş tarihi: Beğeneceğinizi düşünüyorum. Kitap kapağı için @sueinthemusicbox'a teşekkür ederim. Not: Mahir ve Melisa hayal ürünüdür. Lütfen gerçek hayatta onlar gibi birilerini aramayınız. Aksi takdirde evde kalabilirsiniz. #1 Yarabandı
SERÇEYİ ÖLDÜRMEK by bosverdilan
bosverdilan
  • WpView
    Reads 9,608,466
  • WpVote
    Votes 549,167
  • WpPart
    Parts 83
Efsun Zorlu; atandığı Urfa'da mecburi hizmetini yapan tıp fakültesinden yeni mezun, çiçeği burnunda bir hekimdir. Daha mesleğinin ilk günlerinde, henüz on sekizine yeni girmiş bir hastanın intihar vakasıyla karşı karşıya kalır. Hastasının vücuduna bırakılan izler onu adım adım kendi geçmişine götürürken, geleceğini aniden tanımadığı insanların dudakları arasında bulur. Asla geçmemiş geçmiş, verilmiş sözler, kurtarılan hayatlar, doğrultulan namlular, yalanlar, fermanlar ve aşk. Devrim gibi bir kadın, Urfa'nın göbeğinde destan gibi bir sevdanın koynunda bulur kendini. Koca düzene baş kaldırıp o düzenin minnet ettiğine yenilmekse ne aklının ne de kalbinin kabulüdür. *** "Ağlarsam ölürüm." derken sesim düz, çoktan kabullendiğim bu gerçeği ilk defa dile getirişime rağmen sakindi. Çoktan. Saatlere dökülürdü ama bana şehirler aştıracak kadar çok gelen o vakit. Vücudumun ağrısı ruhumun sancısının çok altındaydı. Onun gözleri bende olsa da ben boşluğa odaklanmıştım. Üzerimde olan bakışlarının ağırlaştığını hissettim. Fetih bana çok ağır bakıyordu. Sırtıma yüklenen çuvallar biraz daha bel bükmeme sebep oldu. "Neden," dediğinde ne dediğimi çok iyi anlamış da yersiz bir sorgulayışa bürünmüş gibiydi. "serçe misin sen?" Kaşlarım hafifçe havalandı, başımın ağrısı belirginleşti. Uzun süreden sonra ona bakan ben oldum. Söylediği şeyin altındaki anlamı yakalamaya çalışıyordum ama buna çok uzaktım. Bunu anladı ve dudakları kıvrılacak sandım. Halbuki gülümsemeye çok uzaktık. "Serçeler," yüzünü hafifçe yüzüme yaklaştırdı. "Ağlayınca ölürlermiş. Bu yüzden mi bunca zamandır gözlerinin kuruluğu?" Bu konuşmadan sonra onun serçesi olacağımı, hatta olduğumu bilemezdim. Tıpkı bu topraklarda serçeyi öldürmenin kadını ağlatmak olduğunu bilmediğim gibi.