zaviraorekh
- Reads 3,944
- Votes 455
- Parts 3
"Soyun!"
Yaşlı adamın gür sesi, odada bir kırbaç gibi yankılandı. Hizmetlilere dönüp elini kapıya doğru savurdu: "Hepiniz defolun! Dışarı!" Kalabalık panikle dağılırken, pencerenin önünde duran gölge hareketlendi. Beni bu cehenneme sürükleyen o adam, sırtını yasladığı camdan ayırıp yaşanan kaosu umursamaz bir tavırla geride bırakarak kapıya yöneldi. Tam eşikten geçecekti ki, yaşlı adamın emri onu olduğu yere mıhladı. "Sen kalıyorsun."
Adam durdu. Omuzları bıkkınlıkla düştü, derin ve sıkıntılı bir nefes verip bana kısa bir bakış attı. O bakışta ne bir merhamet ne de bir pişmanlık vardı, sadece buz gibi bir boşluk... Yavaşça yerine, pencere kenarına geri döndü. Yaşlı adamın kan çanağına dönmüş gözleri yeniden beni buldu. "Oyalanma," dedi dişlerinin arasından. "Soyunmaya başla."
Ardından bakışlarını beni getiren adama çevirerek, tehdit dolu bir sesle devam etti: "Eğer yanlış kızı getirdiysen... Seni de onu da bu odadan sağ çıkarmam. Onu kimden aldığını, kimin emaneti olduğunu biliyorsun, değil mi?" Penceredeki adam ise söylenenleri umursamadan başını hafifçe cama yasladı. Dışarıdaki karanlığı izlerken sesi, yaşlı adamın öfkesine tezat oluşturacak kadar sakindi. "Bana denileni yaptım," dedi ve kendini camdan çekip yaşlı adama döndü. "Gerisi beni ilgilendirmez. Öldürmek istiyorsan, öldür." Bu cevabın ardından bakışları yeniden beni buldu. Gözlerimin içine bakarak, "Soyun," dedi. Sesi, yaşlı adamınkinden daha yaralayıcıydı, çünkü içinde öfke bile yoktu. Sadece hiçlik vardı.
Kendimi ne kadar sıksam da irademin kırıldığı o noktadaydım. Kaçacak yerim yoktu. Gözyaşlarım birer birer yanaklarımdan süzülüp boynuma yol alıyordu. İçimdeki öfke, yerini koyu bir çaresizliğe bırakmıştı. Titreyen ellerimi gömleğimin yakasına götürdüm. Parmaklarım düğmelere gittiğinde ruhumun bedenimi terk ettiğini