heyroselac
Aslında her şey olağandı.
Hayat, yine her zamanki gibi sıradanlığıyla geçip gidiyordu.
İnsanlar, her zamanki gibi bencilliklerinden ödün vermiyordu.
Dünya, her zamanki gibi acımasızlığını konuşturuyordu.
Ama o sabah bir haber yayınlandı.
Televizyon kanallarındaki spikerler bas bas bağırarak bir mektup okudu. Ekran başındaki herkes duyduklarıyla gözyaşlarına boğulurken genç bir kızın yazdığı cümleler herkesin kalbinde bir yarayı deşmişti.
İnanır mısınız bilmem ama, insanlar utanmıştı.
Bu hale geldikleri için.
Şeytanla yarışıp, bir iblise dönüştüklerinin farkına varıp utanmışlardı.
Ancak, utanmaları hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Çünkü hiçbir kayıp geri gelmiyordu.
Kayıp giden hayatların kimse için bir önemi yoktu değil mi?
Sosyal medyada iki üç hashtag aç, haberlerde iki üç dakika sun geç.
Sonrası yoktu.
Arada bir akıllarına gelip tüylerini diken diken etmekten başka bir şeye yaramıyordu göz önüne serilenler ve duyulanlar.
Peki ya yaşananlar?
"Kayıplar hiçbir zaman can almazlar. Çünkü giden; kalanları hiçbir zaman düşünmemiştir, değil mi?"
Kayıp I, Ölüm Çığlıkları.