dinnosi
Naif bir aşk hikayesi🩷
Küçük çocuk öylece koltukta babasının kolunun altında oturmuş televizyon seyrediyordu. Televizyon izlemeyi çok sevmese de, babasıyla daha çok vakit geçirmek için her şeyi yapmaya hazırdı.
Haluk bey işinden dolayı evde çok bulunmazdı. O da çok isterdi çocuklarıyla vakit geçirsin, ama nasip olmuyordu.
Küçük çocuk kafasını hafif oynatarak sabahtan beridir sormak istediği soruyu sordu babasına. "Baba, nefha ne demek?"
"Nerden duydun sen bu kelimeyi bakalım?" Diye merakla sordu Haluk bey de oğluna.
"Öylesine duydum işte, ne demekmiş ki? Kötü bir şey mi yoksa?"
Gülümsedi babası. Çok nadir gülümserdi genelde. Ama çocuklarının bu bilgisiz ve meraklı tavrı onun için hep gülmek sebebiydi. "Hayır, oğlum. Aksine, güzel bir şey. Güzel kokulu demek, nefha."
Güzel kokulu.
Küçük çocuğun aklına Işılay geldi. En yakınlarından biri. Gözü gibi sevdiği değerlisi. Işılay da çok güzel kokuyordu... Aynı zambak gibi. En sevdiği çiçek olan zambak gibi kokuyordu, onun Işılayı.
O zaman Işılay da Nefha mıydı?
"Peki, Işılay da Nefha mı o zaman, baba?"
Haluk bey oğlunun daha çok küçük olmasına bakmayarak Işılaya haddinden çok değer verdiğini biliyordu. Hatta, bunun kardeşçe bir değer olmadığına da emindi. Hissediyordu.
"Niye? Işılayda mı güzel kokuyor?"
"Evet, çok güzel kokuyor. Çiçek gibi. Çok güzel değil mi, baba?" Gülümsedi babası yine hafif. Daha 9 yaşındaki oğlunun evi yanıyordu da, kendisinin haberi yoktu.
"O zaman, Işılay da nefhadır, oğlum"
Küçük çocuk bu cevabı duyunca gülümsedi. Artık onun için "nefha", sözlükte yazan anlamından çok daha fazlasıydı. O günden sonra ne zaman bu kelimeyi duysa, aklına hep sarı saçlı, mavi gözlü küçük kız gelirdi.