laikTR
Bazı insanlar başkalarının kusurlarını onararak yaşar, bazılarıysa kendi hatalarına tutunarak.
Altın Oran, bu iki uç arasında nefes alan bir hikâye.
Dünyaca ünlü plastik cerrah Prof. Dr. Korhan Valente, yıllar sonra İstanbul'a dönerken yanında hiçbir eşya taşımıyordur, yalnızca geçmişinden arta kalan bir alışkanlığı: kusursuzluk takıntısını.
Yüzleri düzeltirken hayatları da onardığını sanan bu adam, aslında hiçbir yüzle tam olarak konuşamamıştır. Kadınları sever ama anlamaz, hayranlıkla bakar ama yakın duramaz. Çünkü güzelliğe aşık değildir, dengeye takıntılıdır.
Valens Hastanesi'nde ilk sabahında, herkes onun dönüşünü konuşur. Basın peşindedir, öğrenciler tedirgin, meslektaşları temkinli.
Ama o hiçbirine aldırmaz - ta ki göz ucuyla, motor kaskını koltuğuna çarpıp kahvesini tıp kitaplarının üstünde unutan birini fark edene kadar: Derya Yaman.
Derya, sistemle kavga etmeden var olmayı bilmeyen bir asistandır.
Hastalarına sevgiyle dokunur ama otoriteye tahammülü yoktur.
Hastanenin koridorlarında herkes onu "asi" olarak tanır, ama o sadece dürüsttür.
Korhan'ın zıddı gibi görünür - oysa ikisi de aynı şeyi yapar: insanları iyileştirmeye çalışır, sadece farklı yerlerinden.
Birinin dünyası simetriyle, diğerinin karmaşayla kuruludur.
Ama güzellik bazen bir yüzün oranında değil, bir bakışın süresinde gizlidir.
Valens'in beyaz ışıkları altında, iki farklı tempo çarpmaya başlar:
Korhan'ın ölçülü adımları ve Derya'nın düzensiz nabzı.
İkisi de diğerinin ritmine alışamaz, ama o ritim değişmeden de yaşayamazlar.
Hikâye ilerledikçe, bir yüzün ne kadar "doğru" olabileceğini değil, bir kalbin ne kadar "yanlış" atabileceğini anlatır.
Altın Oran; bir aşk hikâyesi değil, bir denge arayışı.
Kusursuzlukla kaosun, düzenle içgüdünün, sanatla bilimin çarpıştığı bir dünyanın içinde, bir kadınla bir ad