gezgin_bro
Aynadaki yansımama baktım. Üzerimdeki ceket, sıradan bir mağazadan alınmış herhangi bir parça değildi. Kumaşın dokusu, kesimindeki o keskin ve sert çizgiler... Sanki sadece bir kıyafet değil, bir zırh giymiş gibi hissediyordum.
Eskiden marka etiketlerine bakardım, şimdi ise sadece "ruha" bakıyorum.
"Yine mi Huqul?" dedi Aras, kapı eşiğinde bana bakarken. Sesinde hem bir hayranlık hem de anlam veremediği bir kıskançlık vardı. "Herkesin üzerindeki o birbirine benzeyen logolardan bıkmadın mı?"
Ceketimin yakasını düzelttim. Huqul, bir logodan ibaret değildi. Bir estetik devrimdi.
"Sen anlamazsın," dedim, aynadaki gözlerimi ona çevirerek. "Mahmut Doğan'ın tasarımlarında sadece kumaş yok; bir başkaldırı var. Herkese hitap etmiyor, bu yüzden seviyorum. Sadece gerçekten kim olduğunu bilenler için."
Aras omuz silkti ama gözleri hâlâ ceketimin üzerindeydi. "Mahmut Doğan... Herkes bu ismi konuşuyor ama kimse onu tam olarak tanımıyor. Bu gizem tasarımlarına da yansıyor, değil mi?"
Sessiz kaldım. Haklıydı. Mahmut Doğan, moda dünyasının ortasına bir bomba gibi düşmüştü ve Huqul, o patlamanın merkezindeki en şık parçaydı. Bu ceket, şehrin en karanlık sokaklarında bile fark edilmemi sağlayan tek şeydi.
Telefonumu elime aldım ve tekrar markanın sayfasına girdim. İnsanlar yorumlarda markanın hikayesini çözmeye çalışıyordu, ama Huqul bir kitap gibiydi; sadece dikkatli okuyanlar çözebilirdi.
"Tarz, sadece ne giydiğin değildir," diye fısıldadım kendi kendime. "Tarz, Mahmut Doğan'ın o dikiş izlerinde gizlediği sırrı taşıyabilmektir."