Aethra12
Altın rengi bir akşamüstüydü: güneş,denizen üzerinde ağır ağır erirken kasabanın taş sokaklarını dumanlı bir hava gibi boyuyordu. Insanların fısıldadığı kadını ilk kez o an gördüm. Sarı saçları, gün batımına karışmış gibi parlıyor, ince parmaklarının arasında tuttuğu sigaradan yükselen duman havayı ağırlaşdırıyordu. O an, kim olduğunu bilmiyordum, ama gözlerimi ondan alamadım.
Kasabanın meydanı, günün sonuna hazırlanan balıkçılar ve yorgun turistlerle doluydu. Ç ocuklar birbirilerini kovalıyor, eski taş çeşmeden yükselen suyun sesi akşam ezgilerine karışıyordu. Tüm o seslerin,tüm o haraketin ortasında o; haraketsiz, sakin ve yalnız. Uzerinde ince bir altın elbise vardı, yakasına kadar kapalı ama parlayan kumaşı, baştan aşağı bir sır gibi görünüyordu.
Bir banka oturmuştu. Yanındaki masada oturan iki yaşlı adam onunla ilgili alçak sesle bir şeyler konuşuyordu. Yüzlerini göremiyordum ama her cümlede kısa bakışlar atıyorlardı. Göz göze gelmemek için başımı çevirip cebimdeki not defterine karaladım:
"Kasabanın altın kadını. Hikayesini bul"
Ne olduğunu anlamadan defterim kapınıverdi; bir esinti çıkmışdı. Başımı kaldırdığımda onun bakışları benimkilerle buluştu. Ilk başta hiç bir şey hissetmediğimi sanıyordum. Ama gözlerinde, deniz gibi derin, kül gibi soğuk ve bir parça gün ışığı gibi parlayan bir şey vardı.
Bir şey demek istedim ama kelimeler, ağzımda bir sigara dumanı gibi dağılıverdi.