stargirlofpoetry
Şarkının ilk notaları loş salona sızarken, kadın başını adamın göğsüne yasladı. Kalbinin ritmi, müziğin temposuna karışıyordu.
"Aşk bir hastalıkmış sanki
Seni bende hapsetti..."
Adam, kadının kulağına doğru eğilip bir şeyler fısıldayacak oldu, dudakları aralandı. Tam o anda, salonun devasa cam cephesinden içeri sızan o ince, kırmızı lazer noktasını gördü. Nokta, kadının tam kalbinin üzerinde duruyordu.
Zaman, akmayı kesti.
Adam, tek bir hamleyle kadını döndürüp kendi gövdesini namlunun ucuna fırlattı.
Salondaki çığlıklar yükselmeden hemen önce, ilk kurşun adamın sırtından girdi. Acı, her hücresine yayılırken, adam kadını bırakmadı; aksine ona daha sıkı sarıldı.
Ancak bu bir infazdı ve avcı tek bir kurşunla yetinmeyecekti. İkinci bir patlama etraftaki camları indirirken, gövdesini delip geçen o amansız kurşun, kadının göğsüne saplandı.
Müzik, etrafta kopan kıyamete inat, tezat bir sakinlikle akmaya devam ediyordu:
"Buralar şimdi yangın yeri
Yokluğun yangının alevi"
Adamın dizleri kırılırken, kadını da beraberinde sürükledi. Beyaz mermer zemine, sanki hâlâ dansın en dramatik figürünü sergiliyorlarmış gibi, ağır çekimde süzüldüler.
Zemine yayılan o sıcak kırmızılık, kadının beyaz elbisesini hızla boyuyordu.
Genç adam sırtüstü düşerken, kadın onun göğsünün üzerine yığıldı.
Etraftaki silah sesleri uzak birer uğultuya dönüşmüştü, artık sadece ikisi ve şarkının fısıltısı vardı. Gözlerinde korku değil, yarım kalmış bir feryat vardı. Adam titreyen elini kaldırıp sevdiği kadının yanağına koydu.
Parmakları buz kesiyordu.
Şarkı, o can alıcı soruyu sormak için yükseldi.
"Gözlerimi kapatsam yüzünü görür müyüm
Gündüzleri uzatsam geceler bir kördüğüm"