lescrisdesetoiles
Liya, baskının zarafetle süslendiği bir evde büyüdü. İtaat etmek, susmak ve mükemmel olmak onun için alışkanlıktan fazlasıydı; hayatta kalma biçimiydi. Ailesi bir iş seyahati için evden ayrıldığında, Liya ilk kez kendi sınırlarının dışına çıkma fırsatı buldu. Bir arkadaşının ısrarıyla gittiği motor yarışında Dinçer'le tanıştı. Bu karşılaşma, sadece bir tesadüf değildi - geçmişin külleri yeniden savrulmaya başlamıştı.
Dinçer'in dünyası Liya'ya önce baş döndürücü geldi: Gürültülü, özgür ve kuralsız. O rüzgârla gelen özgürlük hissi, Liya'nın bugüne kadar bastırdığı ne varsa ortaya çıkardı. Ve bir kez tattığında, onu kaybetme korkusu her şeyden daha büyük bir gölgeye dönüştü. Bu korku, Liya'yı harekete geçirdi. Hayat boyu sessiz kaldığı her şeyin karşısında artık susmamaya karar verdi.
Çünkü özgürlük her zaman bir kaçış değildir - bazen bir dönüşüm, bazen de kendi içindeki karanlıkla barışmaktır. Ve altın gibi parlayan her şey özgürlük değildir; bazen sadece daha zarif bir esarettir.