mystudysblog
"İstanbul'un ayazında donmuş bir kalp, Adana'nın ateşiyle yanmaya hazır mı?"
Dr. Deniz Aksoy için hayat, mantık, stetoskop sesleri ve hastane koridorlarından ibarettir. İstanbul'un karmaşasında kendi ayakları üzerinde duran, kimseye eyvallahı olmayan bu başarılı dahiliye uzmanının tek amacı; ideallerini gerçekleştirmektir. Ancak kaderin onun için yazdığı reçete, tıbbın çok ötesindedir.
Geçmişin tozlu raflarından çıkan karanlık bir "hüküm", Deniz'i hiç bilmediği, feodal kuralların kanun sayıldığı topraklara, Adana'nın kavurucu sıcağına savurur.
Baran Karahanlı... Aşiretin heybetli, sert ve kuralcı reisi. O, Karahanlı topraklarının tek hakimi, kara kaşlı, kara gözlü, dize gelmez ağasıdır. Omuzlarında taşıdığı yükler onu acımasız kılmıştır. Ta ki İstanbul'dan gelen o mavi gözlü, inatçı "Doktor Gelin" karşısında dikilene kadar.
Bu bir aşk hikayesi değil; bu bir savaş ilanıdır.
Onlar, bitmek bilmeyen bir husumeti bitirmek için bir imza ile birbirlerine zincirlendiler. Berdel değildi bu, adı konulmamış bir bedeldi. Deniz, boyun eğmemeye yeminli bir esir; Baran, karısını kendi kurallarına göre yontmaya kararlı bir efendi...
Konak duvarları yankılanan kavgalara, avlu ise dondurucu bakışmaların sıcaklığına şahitlik ederken, nefret yavaş yavaş, acı verici bir tutkuya dönüşecek.
Tenleri birbirine değmeden ruhları tutuşacak olan bu iki inatçı kalbin hikayesinde, yangın yeni başlıyor.
"Sen bu topraklara sadece soyadımı taşıtmaya gelmedin doktor," dedi Baran, fısıltısı tenimi yakarken. "Sen benim en büyük sınavım olmaya geldin."
Kızıl Sıcak, nefretin, mecburiyetin ve yavaş yavaş yakan bir tutkunun hikayesi.