gigirosed
33. yaş günümden hemen sonra hayatımın aşkını bulacağımı söyleselerdi muhtemelen gülerdim.
Çünkü ben o dönem aşk peşinde koşan biri değildim.
Hayatım vardı. Kariyerim vardı. Seyahatlerim vardı.
Ama yine de insan bazen dünyanın en romantik çeşmesinin karşısına geçip küçük bir dilek dilemekten kendini alamıyor.
Ben de Roma'da Aşıklar Çeşmesi'nin karşısına geçtim ve geçen yıl dilediğim dileğin hesabını sordum:
"Eee... Nerede benim sevgilim? Geçen yıl dilek dilemiştim."
Ertesi gün Brüksel'de hayatımın en büyük sürprizlerinden biriyle karşılaştım.
Bir adamla.
Bir bakışla.
Ve bütün planlarımı değiştirecek bir hikâyeyle.
O an bunun kusursuz bir aşk hikâyesinin başlangıcı olduğunu düşündüm.
Ama hayatın küçük bir mizah anlayışı vardı.
Çünkü bazı dilekler gerçekleşir...
Sadece yanında biraz karmaşayla gelir.
Bu; kendi hayatını kurmuş bir avukatın, başka bir ülkeden gelen bir adamla tanışmasının, kilometrelerce uzakta bir ilişki yaşamaya çalışmasının ve aşkın bazen ne kadar komik, beklenmedik ve karmaşık olabileceğini öğrenmesinin hikâyesi.
Biraz romantik.
Biraz kaotik.
Biraz da "Ben bunu gerçekten nasıl yaşadım?" dedirten cinsten.
Bir dilek.
Bin karmaşa.