Pirlanta555
Simsiyah gökyüzünün altında, gecenin sessizliğinde zaman durmuş gibiydi.Yukarıdaki yıldızlar birer birer fısıldıyordu,her biri bir sır, her biri bir ses...Bu fısıltıların arasında bir isim yankılanıyordu...Lina.Onun adı, yıldızlara ait bir melodiye dönüşmüştü.Lina, gürültüden uzak, sessiz bir köyde yaşıyordu.Sadece kalbinin fısıltılarını dinlerdi.Çok konuşmazdı ama bakışlarında anlatılmamış binlerce hikâye saklıydı.Gözleri, maviyle yeşilin arasında kaybolmuş bir deniz gibiydi; ona bakan biri bir daha başka hiçbir denizi görmek istemezdi.Saçları ise güneşin buğday başaklarına bıraktığı öpücükten doğmuştu.Ne tam sarıydı ne de kahverengi; doğanın kendi elleriyle seçtiği eşsiz bir renkti.Aynaya baktığında, bedeninin yan taraflarındaki dolgunluktan dolayı çoğu zaman kendini huzursuz hissederdi.Oysa bunun, kadınlığının en güzel ayrıntılarından biri olduğunun farkında değildi.O kadar saf, o kadar utangaç ama aynı zamanda bir o kadar cesurdu ki...Sessizliğiyle insanların ruhuna dokunabilirdi.Çevresindekiler onu anlayamazdı.Belki de o, anlaşılmak için değil,hissedilmek için yaratılmıştı.Bir akşam, güneşin son ışıkları yeryüzünü öperken Lina başını kaldırıp gökyüzüne baktı.Her gece yaptığı gibi yıldızları izlerken düşüncelerinde kaybolmak istiyordu.Ama bu gece farklıydı.Gözlerini gökyüzüne çevirdiği anda yıldızlardan biri yerinden kopmuş gibi ona doğru hareket etmeye başladı.Işığı önce parladı, sonra sönüyor gibi oldu ama sönmedi.Sanki o yıldız onu tanıyordu.Ruhuna dokundu.Lina'nın içine tarif edemediği bir sıcaklık yayıldı.Korkmuyordu ama heyecandan kalbi hızla çarpıyordu.O ışık sessizce ona şöyle diyordu:
"Sen bu dünyadan değilsin.Yüksel, gel...Geçmişini arama.Çünkü sen, geleceğin ta kendisisin."
Bu çağrıyla birlikte Lina'nın içinde bir kapı aralandı.Kim olduğunu, nereden g