"Yaşıyorum. Sadece yaşıyorum. Bu hayattan zevk almadan, öleceğim günü bekleyerek yaşıyorum. Hayır, ölmek istemiyorum ama inancım gereği bir gün öleceğimi biliyorum. Bu hayatın bir sınav olduğunu ve geçici olduğunu iliklerime kadar hissediyorum ama bu sınavı geçmek için de hiçbir şey yapmıyorum. Benim inancıma göre yapmam gerekenler basit, "insan" olmak ve ek olarak birkaç şey. Peki neden bu bir kaç şeyi bile yapmak zor geliyor? Neden bir gün öleceğimi bildiğim bu yaşam bana zor geliyor?
Yaşıyorum; hayatı kendi isteklerime göre değil çevremin isteklerine göre yaşıyorum. Okulum, oturuşum, kalkışım, giyimim, düşüncelerim - özdeki değil, sözdeki- , konuşmam... Her şey birilerine göre şekilleniyor. Neden diye sorguluyorum; herkes böyle, mecbursun sonucuna varıyorum.
Bu hayatta ben, ben olarak değil bir şeylerin benim olmamı istediği şey olarak yaşıyorum. Belki de yaşamıyorum. "
Genç bir kız düşünün. Din ve toplum ile şekillendirdiği hayatından memnun değil. Her gün yeni bir şeyleri sorgularken sıra "kendi"ne geliyor. "Ben kimim?" demesiyle işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Biliyor ki bu işin sonu belli değil; ya kendini bulacak, ya da sonsuzluk içerisinde kaybolacak.