Uçurumun kıyısında bir kız, karşıda uçurumun diğer tarafında bir oğlan.
Elini uzatıyor önce kız, tek hissettiği soğuk bi rüzgar. Sonra elini uzatıyor oğlan, avuçlarını karıncalandıran bir boşluk.
Kızın eli hemen yan tarafına düşüyor, başını eğip aşağı, onlarca metre ötesine bakıyor. Geçmişini görüyor.
Oğlan elini sıkıyor hırsla, çekiyor hemen kendine doğru. Sonra kıza bakıyor, sevdiği kıza. Kızın kaşları çatık, dalgın görünüyor bir an gözüne. Kafasını eğip o da bakıyor aşağı, uçurumun en dibine. Önce gözleri kısılıyor, ardından geçmişini görüyor o sularda.
Kız kafasını kaldırıp oğlana bakıyor, gözleri dolu dolu.
Oğlan kaşlarını yavaş yavaş çatıyor ve gözlerini kıza çeviriyor.
İkisi de biliyor, geçmişlerindeki hatalar, geleceklerinin karanlığı olacak.
Kuru öksürükleri durmadı bir süre. Boğazının acısını ben hissetmiş gibi yüzümü buruşturdum. Hastalığı benim yüzümden kaptığı için suçluluk hissi geçmiyordu da sanki artıyordu.
"Ateşin düştü mü bir bakalım," diyerek ateş ölçeri elime aldığımda gerek yok dercesine elimden aldı aleti. Bileğimden beni kendine çektiğinde zaten üzerine eğilmiş halde olduğum için dengesiz duran bedenim kolayca savruldu ve kucağına düştüm. Kollarını iki yanımdan sarıp kara gözlerini gözlerime dikti yine. Hastalıktan çatlamış dudağının kenarını ısırdı beni izleyerek.
"Boşa uğraşıyorsun kızım. Ne düşmesi...senin yanında beni yalnızca ateş basıyor."