...Odadan içeri girdiğinde eskinin heybeti oysa şimdinin eziyeti, siyahın oyunbaz her tonuyla karşılaştı!
Neredeydi o çalımlara denk gördüğü klasik dönem tabloları, ya da altın varaktan başka bir şey olmayan geniş odanın ışıltısı?
Yoktu hiç biri...
İskemleyken iskemleyi bile taht ilan etmiş bir genç kadın vardı varlığı seçilebilen koca dünyada gözleri önüdeki...
İskemleyi zemine yerleştiren ayakların perspektifi,
odanın hacmini içe çeken duvarların kapıya uzanan zemindeki yine simetrik gölgeyi delen bir ışık,
yüzü ve vücudu tamamen karanlığa gömülü olup kendine ısdırap çektiren o kadın,
ve tüm dikkatin secdeye vardığı tek karaltı;
bacak bacak üstüne atmış oturan ve kurbanını bekleyen bir dişinin her şekilde gözlenebilen ihtişamı...
Yaklaştı eski heybet yeni eziyet, güç timsali zamanlarından utanarak çaresizliğin yegane dostu biçimde, utana sıkıla ve kendine göre şükür ki bunu belli etmeyerek!
Oysa ısdırap hükümranı her şeyin farkındaydı...
Karanlığı jilet gibi kesen ve odanın soğuk duvarlarının ihtiyacını gideren o ilk cümle, dişiden geldi,
"Hayatını bitirdim."
"Hayatımı elimden aldın!"
"Aldıklarına say!"
.
.
.
"Madem ki gözlerine fer yerine derin kuyular, kirpik yerine mızrak döşedin; neden ölmemi istemedin?"
"Kayıplarının ve yumuşak karnının yaşattığı hissi tat istiyorum...uzun süre!"
"Fazlasıyla yaşıyorum, kim olduğunu bilsem bile yüzünü bile görmediğim bir kadın beni ayakta bekletiyor, bunu dile getirmek bile fazlasıyla aczi hissettiriyor..."
"Ben seni görüyorum!"
.
.
.
"Ona benziyorsun!"
"Oysa sen onu yok ettin, ama ben buradayım! Biraz olsun soğudum, seni yaktıkça soğuyorum!"
.
.
.
"Dar ağacı kurdur şehir meydanına, kimse bilmez senin astırdığını!"
"Cezan urgan değil ki, Avcı...tecrit! Hem de en sevdiğin yerde!"
All Rights Reserved