"Abla!" diye bağırdı Ecem. "Seni tebrik ederim. Bize öğrettiğin değerleri çok güzel harcamışsın. Bravo!"
"Ecem, ablamla düzgün konuş!" diye sertçe çıkıştı Yiğit. "Yalan mı söylüyorum abi, hepimizi hayal korkuluğuna uğratmadı mı bu kız!"
"Ecem! Yeter artık, kendine gel. Bu olayın aslını astarını bilen kişi ablam. Adam akıllı dur Ve dinle!" diye bağırdı Ada.
Gözlerimden yaşlar aktı. "Özür dilerim."
"Abla, özür dileme! Özür dileme!" diye bağırdı Yiğit. "Abla, biz seni tanıyoruz. Yanlış bir şey yapmadığını biliyoruz." dedi Ateş.
"Yoksa yaptın mı, ağladığına göre!" dedi Ecem sertçe.
"Seni son kez uyarıyorum Ecem! Ablamla düzgün konuş. Yoksa kötü olur." dedi ve Ecem'in üzerine doğru yürüdü. Yiğit'in kolunu tuttum. "Yiğit, dur tamam. Sakin ol."
"Abla, şunun çenesini kapatacak bir şey söyle. Yalvarırım, yapmadım de. Ben buradaki kızlar gibi değilim de!" diye bağırdı Yiğit. Bana güvenmek istediği kesindi.
"Yapmadım. Ben bir şey yapmadım! Yemin ediyorum ki yapmadım."
"Ece..." dedi sesi ilk defa bu kadar kısık ve boğuk çıkarken. Testi bana doğru salladı. "Bu ne demek? Hamile misin?"
Cevap veremedim, sadece daha şiddetli ağlamaya başladım.
Baran bir anda patladı, testi lavabonun kenarına fırlattı. "Cevap versene! Kimden bu? Amına koyayım nasıl olur lan bu? Kimden bu çocuk?!"
Bana doğru bir adım attığında geri kaçtım. O anki şaşkınlığı, o kadar büyüktü ki dudaklarından dökülen her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. "Çocuk benden mi?" diye kükredi. Sesindeki o inkar beni mahvetti. "O gece... o geceden mi?"
Hıçkırıklarımın arasından yüzüne baktım. Bana her zaman tepeden bakan, beni küçümseyen o adam şimdi yıkılmış gibiydi. Ama canımı yakmasına izin vermeyecektim.
"Yok Baran!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Benden! Sadece benden! Sen bir şey yapmadın zaten, değil mi? Senin için o gece bir hataydı, bir çöptü! Şimdi gelip hesap soramazsın!"