“Evet, iddia gibi,” dedi Chris tekrar arsızca sırıtarak.
Gülümsedim. Yapamayacağım hiçbir şey olamazdı. Chris eliyle karşıda ki masada oturan çocuğu gösterdi. “Onu iki hafta içinde kendine aşık edeceksin. Eğer kaybedersen benimle yatarsın.”
Gösterdiği çocuğa tekrar baktığımda, o olduğunu gördüm. Yüzümü buruşturdum. Onunla iki saniye geçirmeyi düşünmek bile midemi bulandırıyordu.
“Unut bunu,” dedim. “Ayrıca iğrençsin.” Onunla yatmak mı? Gerçekten iğrençti.
Emma kahkaha attı. “Açıkçası, bunu ben de yapmak istemezdim.”
“Beni kendinle kıyaslamasan iyi olur.”
Emma, “Yapacağını mı söylüyorsun?” diye sordu şaşkınca bakarak.
“Öyle bir şey söylemedim.”
Chris gülümsedi. “Pes mi ediyorsun?”
Dişlerimi sıkarak, “Bunu yapmayacağım,” dedim. Söz ettiği çocuğun nasıl biri olduğunu biliyordum. O tıpkı benim gibi kalpsiz piç kurusunun tekiydi. Belki de benden milyon derecede kötüydü. Ve Chris’inde bunu bildiğine emindim. Böyle bir şeyi nasıl isteyebilirdi?
“Seçim senin. Ya iddiayı kabul edersin, ya da pes ettiğini söylersin. Söylesene Taylor, kazanamayacağından mı korkuyorsun yoksa?”
Pes ettiğimi söylemeyecektim. Bu benim prensiplerime aykırı bir sözdü. Bunu herkes bilirdi.
Chris devam etti. “Yoksa cazibenin onu etkilemeyeceğini mi düşünüyorsun? Ya da gerçekten korkuyorsun demektir.”
“Ortada korkacağım bir konu yok Chris.”
Chris dudaklarını büzerek bana baktı. Herkesin bardağına biraz daha içki koyarak, “Kanıtla o zaman,” dedi.
Lanet olsun. Bardağı kafama diktim, yerimden kalktım ve yapacağım en mide bulandırıcı derecede büyük bir yanlışın kollarına doğru yola çıkmak üzere bir adım attım.
Rastgele bir numaraya attığım o utanç verici mesajın, ölüm fermanım olacağını nereden bilebilirdim?
Bir doğruluk mu cesaret mi oyunu.
Masum, aptalca bir şaka.
Ve yanlış zamanda, yanlış kişiye giden o mesaj:
"Kırmızı tangamın nerede olduğunu hatırlamıyorum, dün gece sende mi kaldı?"
Ben sadece arkadaşlarımla eğlendiğimi sanıyordum. Ama mesajı attığım numaranın sahibi; şehrin karanlık yüzü, merhametsizliğiyle nam salmış Uygar Karaman'dı. Ve daha kötüsü? O gece gerçekten birini öldürmüştü ve benim bu mesajımı, cinayeti gördüğüme dair bir şantaj sanmıştı.
Şimdi peşimde sadece utanç verici bir yanlış anlaşılma yok.
Peşimde; nefesimi kesmek, beni susturmak ve o "kırmızının" hesabını sormak isteyen bir adam var.
O, beni susturmak için her şeyi yapacak bir avcı.
Ben ise yanlışlıkla inine girmiş bir av.
"Kaçabilirsin Küçük Tanık," diye fısıldadı telefonun ucundaki ses. "Ama saklanamazsın. Kırmızıyı severim, özellikle de kan rengiyse."