Elim benden istemsiz omzuna gitti.
"benim işim bu, izin ver iyileştirelim onu. Benim doktorluğum, seninde sevgin yeter kardeşini iyileştirmeye"
Sesim tahmin ettiğimden de kısık çıkmıştı. Mavilerim ölüm sessizliğinde karanlıktı. Onun çamurunun gölgesi benim mavilerime düştü, dudaklarının gölgesi iki göğsümün arasına sızdı usulca.
Konuşmak için dudaklarını araladığında göğüs aramdaki gölgesine bakmadan edemedim.
Konuşsun istedim, hiç susmadan, sadece konuşsun.
" yetmez"
Dedi benim bile zor duyabileceğim bir sesle. Benim o kadar cümlemi tek sözüyle yerle bir etmişti işte.
Bu bitmiş bir adamın tek sözüydü. Üzerine düştüğümde gözlerinde gördüğüm topraklar üzerinden kalktığım an çamur olmuştu. O an hayattan kopmuştu belki de, duvarlarını kaldırmıştı. İlla üzerine mi düşmem gerekiyordu o topraklara kavuşmak için.
Memleket toprağı gibiydi onunkiler.
Bereketli, canlı, mis.
Mis ne güzel kelime vesselam.
Sadece gözleri değil gözleri gibi kokusu da.. Kokusu da mis gibi topraktı.
Ve bu toprak kokulu adamı çok üzmüşlerdi. Belliydi, çok belliydi. Ama ben niyetliydim.
Yarasına merhem olmaya, kardeşine doktor olmaya,
Toprağına Mavi olmaya niyetliydim.
Gözlerinin neden çamur olduğunu anlamıştım. Benim Mavilerim değildi onu çamur yapan, kendi gözyaşlarıydı.
Benim Mavi'lerim onun Toprağı olacaktı
Benim Mavi'lerim onu Toprak yapacaktı.
All Rights Reserved