Hiç ölümden kaçış olur muydu?
Hiç sevdiğimizi ölümden koruyabilir miydik?
Hiç zamanı geri alabilir miydik?
Bazen hayatımıza öyle anlar geliyordu ki keşkeler sözcüklerimizden, aklımızdan çıkmaz düşmez oluyordu. İmkansız şeyleri dilediğimiz anlar geliyordu, bizi mahveden anlar...
Sevdiğimiz bir yerlerde ölüm-kalım savaşı verirken sizin hiç bir şey yapamadığınız anlar. Öldüğünde gözyaşı dökmekten başka yapamayacağınız anlar.
Hiç olmasını istemediğiniz, fakat yaşamaktan alı koyamadığımız anlar çoğunluktaydı. Her ne kadar gözlerim, gözyaşlarımı akıtamadığı için yansalar bile tek bir damla dahi dökmeden baktım önümde duran fotoğraf. Kardeşimin fotoğrafına, Adar'ımın...
Kardeşimin ölümü beni mahvetmişti, beni yıkıp kül etmişti. Fakat geride kalan küllerimi dağıtan ise kardeşimin ölümünün bir insan tarafından olmasıydı.
Bir insan.
Hastalıktan değil, bir kazada değil.
Kan uğruna.
İki aşiretinin düşmanlığında sonsuzluğa uğurlanan üç insan vardı, hepsinden ötesi benim kardeşim.
Kan uğruna kan dökmeye devam edeceklerdi.
Kural buydu.
O zaman belki de kurallarına göre oynamalıydım, hiç bir zaman kan uğruna kan dökmeyi doğru bulmamış hak vermemiştim. Fakat şimdi anlıyordum ki, kardeşimi öldürenin elindeki kanları kendi kanıyla bulamadan rahat etmeyecektim.
Madem böyle oynuyorduk, bende oyununa göre oynardım.
Hiç kimse...
Hiç kimse beni durdurmayacak, hiç kimse o katilin elindeki kardeşimin kanını kendi kaynıyla bulamama engel olmayacaktı.
Eğer bu oyunda öleceksem; o katili öldürmeden ölmeyeceğim!
Sete geç kaldığını haber vermek isteyen başarılı bir oyuncu, yanlış numarayı tuşlar ve hikaye o zaman başlar.
Bu yanlış numara, büyük bir aşkın kıvılcımını ateşler. Daha önce duygularını kullanmayan, acımasız, Rusya'nın en büyük adamı aynı zamanda Mardin'in en büyük aşiretinin oğlu olan adam, bu kıvılcımda tutuşmaya hazırdır.
Mardin'de çekilen dizisi ile ün alan oyuncunun, Mardin'li adam ile aşk yaşadığı yerde Mardin olur.