Biz kızlar yok muyuz ya. Bu satırları yazarken gülüyorum. Çünkü düğün hazırlıkları yaparken ben de aynı şeyleri yaşamıştım.
''Aşkım öyle söz için tepsidir, pahalı yüzüktür, ne bileyim elbiseler, lüks çiçek, çikolataya falan gerek yok, biz yuva kuracağız. Tutumlu olmalıyız hatta nişanı da beraber yapalım aradan çıksın'' diyen kadın tanımıyorum.
''Aşkım düğün salonu da çok pahalı olmasın he. Yemekli falan olsun diye de sakın ama sakın diretme bana. Malum etimiz butumuz belli bizim öyle fazla açılıpta açık denizlerde boğulmayalım. Davetiye işini de bana bırak. Sen şimdi süslü püslü pahalı davetiye beğenirsin hiç gerek yok'' diyen bir kadın da...
''Aşkım kızma ama sen şimdi beyaz eşya falan işlerinden anlamazsın. Ben annene söylerim biz hem gezer hem uygun alış veriş yaparız. Hem iyi gelir bize hem de sen işinden geri kalmazsın'' diyen kadın da...
Sonuç olarak bir kere evleniyorum diye on yıllık borca giriliyor. Böyle olunca da düğünden sonraki ay gelsin borçlar, çalsın sazlar oynasın kızlar oluyor...
Macera kaldığı yerden devam ediyor...
Melis, annesinin kaderini yaşayan bir genç kızdı.
Babası ve abisi tarafından ayak bağı gibi görülür ve onlar için para kaynağı olmaktan ileri gidemezdi. Ama günün birinde, celladı olan kişi ona hayatının aslını gösterdi, bir intikam uğruna ailesinden koparıldığını söyledi.
Seneleri acıyla geçen Melis, kendini yepyeni bir sayfa açmış halde buldu ama hiçbir şey beklediği gibi değildi. Olamazdı.
Çünkü onun sevilmeyecek çok yanı vardı.
"Koskoca evinize bir beni sığdıramazdınız. Madem sığdıramayacaktınız, o zaman beni o cehennemden neden kurtardınız?"