"Birini öldürüp toprağa gömmek mi daha büyük cezadır, yoksa onu nefes alan bir ölüye çevirip yaşamaya mahkûm etmek mi? Her iki durumda da o ruh artık yok olmuş sayılmaz mı?" Sesimdeki titreme, yerini sarsılmaz bir nefrete bırakmıştı. "Öldürün onları! Başkasının günahlarının bedelini neden ben ödüyorum? Eğer senin buna yüreğin yetmiyorsa bırak; ikisinin de kafasına ben sıkarım. Hem de tek bir an bile tereddüt etmeden!" Karşımdaki adamda ne bir acıma ne de bir tereddüt kırıntısı vardı. Gözlerimin içine bakarken dudaklarında belli belirsiz, zehirli bir gülümseme belirdi. Tek bir kelime dahi etmeden, elindeki ağır metal yığınını olan ölümün soğuk elçisini yavaşça bana doğru uzattı. Silahın kabzası avucuma değdiğinde, metalin soğukluğu iliğime kadar işledi. Önümde sadece iki yol, ama tek bir son vardı. Zaman durdu, sesler kesildi. Sadece parmağımın ucundaki o metalin ağırlığını ve karşımdaki adamın bekleyişini hissediyordum. Ölüm, her iki ihtimalde de dudaklarımın arasındaydı. Ya bir katil olarak ruhumu gömecektim ya da bir kurban olarak bedenimi. Bu gece, bu topraklar mutlaka bir ölümün sessiz şahidi olacaktı, ya namlunun ucundakilerin ya da tetiği tutanın...
More details