Zor Zamanlar
  • مقروء 30
  • صوت 1
  • أجزاء 1
  • مقروء 30
  • صوت 1
  • أجزاء 1
إكمال، تم نشرها في أغسـ ٠٨, ٢٠١٩
13. Yüzyıl... Anadoluda Selçuklu Devleti hüküm sürmektedir. Selçuklu Devletinin başında Sultan Alaeddin Keykubat vardı. Sultan Alaeddin Keykubat Selçuk Devleti'ne en parlak dönemini yaşatmaktadır ama Cengiz Han'ın ordusu yavaş yavaş Rusya'dan Hindistana Çin'den İran'a kadar bilinen dünyanın neredeyse yarısını işgal etmiş şimdi ise gözlerini Anadolu ve Avrupa'ya dikmiştir. Herkes bilmektedir ki Moğol ordusu bunu başarabilecek dünyanın en güçlü askeri gücüne sahiptir.
Baycu Noyan komutasındaki Moğol birlikleri Anadolunun doğusuna kadar gelmiştir. Selçuklu Moğollar ile arasında beklenen savaş için hazırlıkları başlatmıştır. Öte yandan Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat oğuz boyları'yla Moğola karşı savaşma kararı almıştır. Bu amaçla en büyük Oğuz Boylarından Kayılar ve Dodurgalılar, doğu Anadolu sınırında serhat görevini üstlenmiştir. Noyan, oğuz birliğini bozup Selçuklu Devleti'nin en büyük güvencesi olan bu serhat boylarını paramparça etmek istemektedir. Önündeki en büyük engelse Sultan Alaeddin en güvendiği bey olan Ertuğrul vardır.
جميع الحقوق محفوظة
قم بالتسجيل كي تُضيف Zor Zamanlar إلى مكتبتك وتتلقى التحديثات
or
#766tarih
إرشادات المحتوى
قد تعجبك أيضاً
Geceyi Yaran Kadın •FSM | Yenileniyor  بقلم -VESTA-
6 جزء undefined أجزاء مستمرة
Buyur, Kayra. Mektubunu aldım. Beni görmeyi dilemişsin." Evet, evet diledim. Ama neden diledim? Bilmiyorum. Sefer için şans dilemeye geldim falan desem? E adam zaten kazanacak biliyorum. Neyse konuşurken düşünürüm. "Yüce Padişahım, huzurunuzda bulunma bahtiyarlığına erdim. Yarın sefere çıkacağınızı işittim, sizi uzun süre göremeyeceğimi biliyorum. Bu nedenle sizi son kez görmek istedim." Sarı Çiyan'dan bahsetmedim. Onun cezasını kendim veriyordum. Hem, bu kadar küçük bir olay için ispiyoncu olmak hoş olmaz. Mehmet, hafifçe gülümsedi ama gözleri hâlâ düşünceliydi. Dirseklerini kolçağa dayadı, parmaklarını birbirine kenetledi. "Son kez görmek mi?" diye sordu, başını yana eğerek. "Sefere çıkıyorum diye öyle mi diyorsun? Yoksa bir daha buraya çağırılmayacağını mı düşündün?" Ne demem gerektiğini bilemedim. Yalnızca gözlerinin içine bakarak gülümsedim. "Yüce Padişahım, ne haddime. Sadece sefere giden her asker gibi sizin de uğurlanmayı hak ettiğinizi düşündüm." Kaşlarını hafifçe çattı ama gözlerinde keskin bir ifade yoktu. Sanki düşünceleri başka bir yerdeydi. Sonra başını salladı, ellerini çözdü ve sırtını koltuğa yasladı. "Uğurlamak mı? Peki, nasıl uğurlayacaksın?" Bu bir sınav mıydı? Yanıtımı tartıyor muydu? Ses tonunda hafif bir alay sezdim ama asıl niyetini anlamak güçtü. "Size dualarım ve iyi dileklerimle, hünkârım." Gözleri kısıldı, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. "Dualarını esirgemeyeceğini bilirim, Kayra. Ama senin uğurlaman biraz daha... özel olabilirdi, değil mi? Sonuçta, benimle görüşmeyi talep etmeden de dua edebilirdin."